ULAN HIYAR SEN BANA AKIL VERECEK ADAM MISIN?
Yıllardır içki içiyorum, içki benim yıllardır arkadaşlığımı, dostluğumu yapıyor. Hele yaşım ilerleyip yalnız kalınca ona daha da fazla ihtiyaç duymaya başladım. Fakat bazı zamanlar ona öyle kızıyorum ki o kızgınlıkla onu terk edip aylarca yüzüne bakmıyorum. Bazen da o kendini çok pahalıya satarak benim tepkimi çekiyor ve gene ayrılıyoruz. Sonra bazen da o bana geliyor, bazen ben ona ihtiyaç duyup gene beraber oluyoruz. Onu terk edince özlemeye, hasretini çekmeye başlıyorum. Ama onun hasretini çekmek içmekten daha hoş, daha zevkli, o hasretle insan öyle duygulanıyor ki, öyle masunlaşıyor ki bayağı, bayağı tatlı bir hasret çekiyor, bu durum da bana çoğu zaman zevk veriyor. Hani derler ya “Seni uzaktan sevmek sevgilerin en güzeli.” Ya da “Hasretini çekmek senin tatlılığından daha tatlı.” Veyahut “Seni özlemek özlemlerin en güzeli.”
Bizim bu beraberliğimizden çok rahatsız olanlar, hiç memnun olmayanlar olduğu gibi bazıları da işi daha da ileriye götürerek beni kızma noktasına ve bana akıl verme akılsızlığına kadar vardırıyorlar. İçkinin çok kötü bir şey olduğunu, benim içmemem gerektiğini nasihat şeklinde bana sunuyorlar. Benim bunu kabul etmemi istiyorlar.
Ulan biz de biliyoruz içkinin iyi olmadığını ama elbette bir sebebi vardır, bunu hiç düşünemediniz mi? Nereden düşünecekler düşünce yoksulları. Aşık ne demiş;
Bilinmez deryanın dibi
Elbet vardır bir sebebi
Bir şey yitirmişler gibi
Arıyorum dalgın, dalgın.
Ben onların bu konuşmalarına, sözlerine çoğu zaman kırılmamaları için kulak asmayıp “pas” geçiyorum. Kendi kendime “Boş ver aldırma, bilen de konuşur bilmeyen de duymamazlıktan gel” diyorum. Ama bazen öyle bir noktaya geliyor ki tahammülün sınırlarını zorlayarak aşıyor, belirli bir kapasitesi olan sabrın taşmasına sebep oluyor. Gene kendi kendime “Yahu siz ne anlarsınız ki beni, anlayamıyorsunuz bari susun” Ama yok susmuyorlar nasihatlar, telkinler vermeye devam ediyorlar.
Beni bu dünyada anlayan tek bir kişi vardı. Ama bende şans kader mi var ki o da elimden uçup gitti, Hakkın rahmetine kavuşarak bu dünyada beni yalnız bıraktı.
Beni anlayan yegane ve gerçek tek dostum Tekin idi. Çocukluğumuzdan, gençliğimizden beri beraberdi kalbimiz ve o hep beni anlardı. O gerçek manada emsali bulunmayan bir dost idi. Ve o gittikten sonra ben tamamen yalnızlığın karanlığına itildim. Her ne kadar o köyde, ben Ankara’da idimse de, bir derdimiz, bir sıkıntımız, ya da konuşmak istediğimiz zaman birbirimizi arar, dertleşir konuşurduk. Konuştuğumuzda ikimiz de ferahlar, rahatlar, hayata daha güzel bakardık. Sıkılınca telefona sarılır o güzel sözlerini dinler rahatlardım. Arada bir bulgurun kaynaması gibi içerden gelen güzel bir gülüşle olaylara tatlılık katırdı. Telefonun yaygın olmadığı yıllarda ona bol, bol, uzun, uzun mektuplar yazardım. O fazla uzun yazmayı sevmezdi ama özlü mektuplar yazardı.
Tekin askerdeyken bir mektup yazıp ucu ucuna ekleyerek göndermiştim ki Tekin üst ranzaya çıkarak mektubu okurken bir ucu da aşağıya ulaşmış.
Bunu gören arkadaşları hayretlerini gizleyemeyerek sormuşlar;
-“Yahu bu nasıl mektup, bu mektubu kim yazmış? Bu kadar uzun mektup yakmak da maharet ister, bravo vallahi.”
Tekin de gururla;
-“Bunu yazan benim en hakiki dostum ve bacanağımdır, biz onla kardeşten daha ileriyiz, hakiki, gerçek dostuz.” Demiş.
Bunu bana defalarca gülerek anlatmıştır.
Cenazesine gidemedim, gidemezdim de. Ne yani gidip de “Başınız sağ olsun mu diyecektim?” Hayır ben bunu yapamam. Ben zaten “Başınız sağ olsun” sözünden nefret ediyorum ki, bu söz Tekin için hiç olmazdı. Tabi benim bu durumumu herkesin anlamasını beklemiyorum, asla hiçbir zaman anlamayacaklarını da biliyorum onun için de her şeyi onlarla paylaşma yerine kendime saklıyorum.
Ben böyleyim arkadaş, ister kabul edin ister etmeyin, benim yaradılışım bu. Ben kendimi kendim yaratmadım ki istediğim gibi şekil vereyim her taşı istediğim gibi yerine oturtayım. Her canlı ve cansız varlıklar gibi beni de Allah yaratmış ve böyle yaratmış.
İnsan dünyaya bir defa geliyor, ikincisi yok ki. İnsan dünyaya geliyor da ne oluyor? Çoğu insan hayatı boyunca çile, ıstırap, azap çekerek yaşıyor, sonuç ne? Tabiî ki beklenen sonuç öteki dünyaya göç. Oldu mu bu şimdi yani? Halbuki çoğunun bu dünyada daha yapacakları çok şeyleri vardı. Ama olmuyor, kaderin, yazının silinmesi, değişmesi imkansız.
Bu dünyadan zamansız ayrılanlar şu türküyü söyleseler yeridir;
Bağından gül deremedim
Derip yare veremedim
Tez geçtiniz göremedim
Geriye dönün seneler
Bıkmışım ben bu azardan
Allah saklasın nazardan
Gittiğiniz güzergahtan
Geriye dönün seneler
Bahtım ile çekişim var
Hakk’a boyun büküşüm var
Daha yapacak işim var
Geriye dönün seneler
Şunları da bu dünyada kalan bizler söylesek acaba yüreklerimiz rahatlar mı ki?
Ne vefasız geçmişten hayır var
Ne de gelecek imdada koşar
Çoktandır tekne su almaya başladı
Çoktandır ümitler sendedir ölüm
Aldın günleri götürdün
Yedin ömrümü bitirdin
Sonunda ölüm getirdin
Kaçamadım senden Dünya
Ah bana ahlar bana
Su vermez çaylar bana
İşte geldim, gidiyorum
Sökmez padişahlar bana
Her gece kederliyim
Durmadan içiyorum
Sevda ektim kalbine
Yalnızlık biçiyorum.
Yüz aydır oğul yüz aydır
Yüzün aydın yüz aydır
Bu gün dosttan ayrıldım
Sanırsın ki yüz aydır.
Bizim hanım Tekin’le hastalığı sırasında telefonla konuştu da ben konuşamadım. Konuşmadım değil konuşamadım. Hayır ben onu öyle bir haliyle hatırlamak istemiyorum, onu o dinamik, neşe dolu, aslan gibi haliyle hatırlamak istiyorum, onun içindir ki konuşamadım. Sonra ben yaşadığım müddetçe hayat boyu hep o haliyle hatırlardım ki bu da bana büyük ıstırap verirdi. Ben bunu düşünerek konuşamadım ama yorumlar farklı, pek de önemli değil çünkü ben, beni biliyorum, bir başkası bilmese de olur.
Ayrıca cenazesine gitmedim, eğer gitmiş olsaydım zil zurna sarhoş giderdim ki (Gene de dayanabileceğimi sanmıyorum) Benim öyle sarhoş gitmem nasıl karşılanırdı onu da tahmin etmek güç değil, bu sebeplerden dolayı gitmememin daha uygun olacağını düşündüm. Ama başkaları başka şeyler düşünürmüş, hiç önemi yok, dedim ya nasıl olsa ben, beni biliyorum bir başkası bilmese de olur.
Çocukları, hanımı yanıp, yanıp kavruldular elbet. Evet çocukları babalarını, hanımı kocasını kaybetti. Kayıpları büyük, acıları da çok fazla. Onlar öylece kaybettiler ya ben? Bana gelince, ben her şeyimi kaybettim, bu dünyada tek dostumu, beni tek anlayan kişiyi kaybettim ki bu her şeyden acıdır. Tabi bütün bunları anlayabilecek kaç kişi vardır ki? Anlayamazlar çünkü onların öyle bir dostları olmadı ki. Başkaları anlar anlamaz orasını pek bilmesem de en azından çevremdekilerin bunu anlamayacaklarını biliyorum. Bu durumdan sonra yalnızlığın karanlığına nasıl düştüğümü kim nasıl anlayacak ki?
Şimdi artık o eski arkadaşlar da yok, gökteki yıldızların aniden kaybolması gibi onlar da kaybolup gittiler. Hatta güya görüşmeden yapamayacağımız en yakın arkadaşlarımız bile kaybolup gittiler.
Şu anda Eryaman’da iki tane arkadaşım, dostum, bir de Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir dostum var. Tabi onların Tekin’in yerini tutmalarını beklemiyorum ama şimdiki zamana göre iyi dostlar. Bu zamanda böyle dostlar bulmak öyle kolay değil. Elbette Tekin ile benim gibi her derdimizi, sıkıntımızı, her zaman paylaşamıyoruz aramızda az da olsa bir mesafe var, ama onlar da iyi dostlar, maddiyatı her şeyin üstünde tutmuyorlar. Zaten maddiyata tapanlarla asla dost olunamayacağını artık bu yaştan sonra bilmemem imkansız.
Ama bu dostlarımdan birisi benim her içki içtiğim zaman, benden küçük olmasına rağmen bana akıl vermeye, nasihat etmeye çalışır. (Bu dostum emekli astsubay) Her seferinde ben içimden kızmama rağmen hatırının kırılmasını istemediğim için çoğu zaman “pas” geçerim. Tekin de içmeme pek razı olmazdı ama hiçbir zaman ne bana akıl vermeye çalıştı, ne de nasihatta bulundu. Gerçi öyle yapsaydı da onun hakkı vardı, aynı zamanda bizim hiçbir sözümüz birbirimize batmazdı. Onunla bir çok yıllarımız beraber geçmişti. Kars’ta bir tek göz odada o kadar kalmamıza rağmen birbirimize gülden ağır bir söz söylememiştik. Onun bana söylediği benim de ona söylediğim şeyler hep hoş şeylerdi. Onunla bizim dostluğumuzun bir başkalarında da olacağını düşünemiyorum.
Gene bir gün içki denen arkadaşla beraber oldum ve o dostuma gittim. Zilzurna sarhoştum ama film kopmamıştı fark edilecek şeylerin farkındaydım.
Arkadaşım beni alıp bir lokantaya götürdü, yemekler geldi yemeye başladık ve bu dostum bana;
-“Yahu abi sen bu içkiyi fazla içiyorsun, hani bırakmıştın ne oldu? Vallahi vücuduna yazık, yaşın da genç değil ki, artık içki sana dokunuyor bunu içmesen iyi olur. Sen bu şekilde içme her Cumartesi ve Pazar günleri ben sana bir su bardağı viski ikram edeceğim. Beraberce içelim ne dersin?
Aptallığın bu kadarı da fazla, insan aptal olur ama bu kadar mı olur? O anda benim tepem atmasın da ne yapsın? Adama bak, benim hareketlerimi tayin edecek, zaten yeterince tayin etmeye çalışanlar var bir de bu çıktı.
Tepem attı, o anda her şey gözümde karardı ki beynim zaafa uğradı, hiçbir şeyi düşünemez oldum. Önce sessizce kalkıp gitmek istedim ama kendime yediremedim çünkü öfkem şaha kalkmıştı. Birden sandalyeden kalkarak;
-“Ulan hıyar sen bana akıl verecek adam mısın? Sen kim oluyorsun da beni vesayetinin altına almak istiyorsun?” Diyerek üzerine yürüdüm. Onun donup kaldığını görünce neyse ki başka bir şey olmadan oradan uzaklaştım
Aradan birkaç gün geçince Cumartesi günü ben öteki arkadaşın evine gittim. Benim kızdığım dostum buna dert yanmış;
-“Atila abi bana ‘Ulan hıyar sen bana akıl verecek adam mısın?’ Dedi ve daha başka şeyler de söyledi, kızıp bağırarak masadan kalkıp gitti, neredeyse bana vuracaktı.” Demiş. Bunu arkadaşım bana söyleyip;
-“Abi biz arkadaşız, arkadaştan öte dostuz, aranızdaki bu kırgınlığı bırakın, işin içinde büyük bir kırgınlık yaratacak şey yok ki. O düşünmeden konuşmuş ama sen büyüksün af et.” Diyince yanımızda bizi dinleyen hanımı söze karıştı;
-“İyi de canım herkes de haddini bilmeli, başından büyük laf etmemeli, altından çıkamayacak söz söylememeli.” Diyerek benim haklı olduğumu tescil etti. Ama kocası onun gibi düşünmüyordu ve kızdı.
-“Sen ne karışıyorsun? Hele sen karışma bakalım bu bizim aramızdaki iş, sana ne oluyor?”
Ben de pişman olmuştum, o bir kızgınlık halinde söylenmiş sözdü evet hoş değildi ama öyle söylemeden sessizce kalkıp gitseydim daha iyi olacaktı ama insanın bazen kendisine gücü yetmiyor ki.
Pazar günü beni yemeğe davet ettiler, beş kişi yemek yedik konuştuk, ama hiç o tellere basılmadı, hep sağdan, soldan konuşuldu.
O arada bizim Gülçin, Ağa amcamın torunlarını, Şenay’ın kızlarını bize getirmiş. Bana telefon ederek acele gelmemi ve biraz sonra gideceklerini söyledi. Halbuki ben onların gece bizde kalacaklarını zannediyordum.
Önüme getirilen tatlıyı yemeden arkadaşlardan özür dileyerek, misafirlerimin geldiğini ve gitmem gerektiğini söyledim ve kalkıp eve geldim.
Amcamın torunlarını, kızların birisinin kocasını, Gülçin’i görüp konuştuk dertleştik, benim hatıra defterimi okuyup hüzünlendiler, tabi ben de onlarla birlikte hüzünlendim. Bol, bol fotoğraf çektiler, benim bilgisayarda yazdığım daha sonra kitap haline getirmeyi düşündüğüm yazıları okudular. Onlarla da bazen hüzünlenip bazen güldüler ve gece bizde kalmadan gittiler.
Benim dostlarımla böyle bir haklı ve ya haksız olayım meydana geldi. Acaba Tekin’le olsaydı nasıl olurdu? Ama o kadar yılda hiç böyle bir olay olmadı ki. Dostum Tekin öteki dünyaya göçtü ve bana diyor ki;
TEKİN DİYOR Kİ
Ay kadar mı, harmanlarla Ankara’nın arası
Kaç saatlik yol ki şunun şurası?
Gel can dostum sen de, güzel burası
Ne kork, ne de çekin, ben buradayım
Burada artık hiçbir kimse ölmüyor
Arsız, namussuzun yüzü gülmüyor
Hortumcular para nedir bilmiyor
Gel buraya dostum, ben buradayım
Hırsızlar burada artık para saçamıyorlar
Orospular ayak, bacak açamıyorlar
Dünyadaki gibi viski, şampanya içemiyorlar
Gel buraya dostum korkma, ben buradayım
Siyahları, beyaz diye andıramıyorlar
Politikacılar bunda kimseyi kandıramıyorlar
Fakiri, fukarayı yanım, yanım yandıramıyorlar
Gel buraya dostum korkma ben buradayım
Burada kimse kimseye haksız bir laf diyemiyor
Bürokratlar, hakimler asla rüşvet yiyemiyor
Kuvvetli zayıfın belini burada asla eğemiyor
Gel buraya dostum korkma, ben buradayım
Burada başbakan yok, albay, paşa yok
Dürüstlük, doğruluk var, yalan haşa yok
Kimseler oynamıyor, kızan, taşa yok
Gel buraya dostum korkma, ben buradayım
Burada kavatlara hiçbir para akmıyor
Soytarılara ise hiçbir kimse bakmıyor
Kimse padişahı, veziri takmıyor
Gel buraya dostum korkma ben buradayım
Ama gene de hatırımda köyün tozlu yolları
Gene de özlüyorum beni saran o müşfik kolları
Hani bir zaman yetiştirdiğim arıları, balları
Ama gene de gel buraya, çünkü yerimiz buradır
Burada kimse arpa, buğday ekmiyor
Söğüt, kavak ya da başka ağaç dikmiyor
Fakirin anasını zengin asla s.. miyor
Gel buraya dostum, ben buradayım
Gene de burada hatırlıyorum o beş yüzleri, binleri
Seninle geçirdiğim o maceralı, o tatlı günleri
Sen buraya gel, emin ol gene yaşarız o geçmiş dünleri
Gel buraya dostum korkma, ben buradayım
Burada ömür tükenmiyor, yollar bitmiyor
Kadınlar kocalarına burun, kulak etmiyor
Sırt çevirip yapayalnız, tek başına yatmıyor
Gel buraya dostum korkma, ben buradayım
Ama gene de hatırlıyorum o ekşimiş ama müşfik yüzleri
Hiç hatırımdan çıkmıyor, kızgında olsa o incecik sözleri
İnsan nasıl hatırlamaz o yorgun ama rahat dizleri
Fakat gene de buraya gel, korkma ben buradayım.
Yaşadığın müddet zarfında dostum kimse bilmez derdini
Şunu iyi bil ki ölmeden önce çocukların dahi bilmez senin kadrini
Unutma bana verdiğin o sözü, vaad ettiğin ahdini
Buraya gel dostum korkma, ben buradayım
Burada fesat yok, fitne yok, seni çekiştiren yok
Yalanları söyleyip sonra da sözünü pekiştiren yok
İnsanları fesatlayıp birbirine tokuşturan yok
Buraya gel dostum, korkma ben buradayım
Ama gene de hatırlıyorum köyümün tarlalarını, düzlerini
Kişilerin o hileli bakışlarını, o kinaye dolu sözlerini
Bu kadar geçen ömrümün baharlarını, yazlarını
Fakat gene de buraya gel dostum, bura bizim yerimiz
Burada milli piyango yok, at yarışı yok, sayısal loto yok
Banka yok, faiz yok, döviz, altın, hisse senedi kota yok
Döner yok, pirzola, kokareç, şiş yok, iyi pişmiş sote yok
Buraya gel dostum, korkma ben buradayım
Ama gene de hatırlıyorum kuşların en büyük ankasını
Selim’in o insanlara her zaman zorluk çıkaran ziraat bankasını
Kırmaları, malagan sinorunu ve harmanların arkasını
Fakat gene de buraya gel dostum, bura bizim yerimiz
Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim burada
Zavallı insanlara azap vererek onları öldüren zalim burada
İyi niyetli, yardım sever, vicdanlı, halim, salim burada
Buraya gel dostum korkma ben buradayım
Burada ne kokmuş peynir var, ne asık surat
İnsanlar burada alıyorlar murat
İstersen gel burada şöylece bir tur at
Ne kork, ne de çekin, ben buradayım.
Burada adam kayırmak, iltimas, torpil yok
Ama iyi niyet, dürüstlük, doğruluk, adalet çok
Eğer inanmıyorsan hele bir gel de bak
Ne kork ne de çekin, ben buradayım
Burada ne çayır var, ne ot, ne ekin
Taşı fırlatmadan önce şöyle bir yekin
Beni sorarken de “Öğretmen Tekin”
Ne kork ne de çekin, ben buradayım
Sanma ki senin de burada adın yok
Korkma hiçbir tane huysuz kadın yok
Hem neşen çok, hem de tatlı tadın çok
Ne kork ne de çekin, ben buradayım
Burada sular da ahenkli ve coşkun akıyor
Yeşil gözler süzülerek nazlı, nazlı sana bakıyor
İnsanın ruhunda binlerce şimşek çakıyor
Ne kork ne de çekin, ben buradayım
Dostum hiç kimseler bizim defterimizi yazamadılar
Çok uğraşanlar oldu ama dostluğumuzu bozamadılar
Biz hep üstteydik, dünyada hiç kimseler bizi ezemediler
Şimdi buraya bekliyorum seni, gel dostum ben buradayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder