KÖYDE KİMSE YOK MU?
Köyde çocuklardan başka kimse yok gibi. Nasıl olsun, bir yandan biçin zamanı, tarlalar biçiliyor, bir yandan da harman zamanı, saplar büyük macarkalarla tarlalardan alınarak harmanlara dökülüp at ve öküzler yardımı ile dövülüyor. Herkes tarlalarda ya da harmanlarda büyük bir gayretle çalışıyorlar.
Köy, çocuklara kalmış. Onlar çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Ama gene de Farız emimin dükkanının önünde köyümüzün yaşlılarından bazıları oturmuş sohbet ediyorlar. Onlar oldukları müddetçe köy yalnız kalmaz. Onlar köyümüzün hem sahipleri hem de koruyucularıdır.
Elini gözlerine siper ederek karşıda upuzun uzanan biçilmiş çayırlara bakan bu yaşlı adam ne arıyor ki acaba? Atını çayıra salıvermiş olmalı ki onun nerelerde olduğuna bakıyor. Ama pek canını sıkmıyor çünkü akşam olunca bütün evcil hayvanlar gibi atların da ahırlarına döneceklerini biliyor. En güzeli de akşam olunca gece harmanda çalışanlar lüks lambalarını yakarak harmanları hem aydınlatırlar hem de şenlendirirler ki bakmaya doyum olmaz. Hele bir de tec çıkmışsa deymeyin milletin keyfine. Arpa yada buğdaylar torbalara, tenekelere, küleklere doldurularak, ya da bazı kadınlar, kızlar peştemallarına koyarak bakkallara koşarlar. Bakkaldan kavun, karpuz, üzüm, şeyler alınarak afiyetle yenilir ki, harmanda bunları yemenin tadına doyum mu olur.? Her şey bir uçsuz bucaksız lezzet içinde sürüp giderken gökten mutluluklar yağar, bundan herkes payına düşeni alır.
İsmet amcam at tırmığını koşmuş, akpınlara doğru gidiyor. Tırmığın üstünde dimdik duruyor, belli ki şişiyor, hava atıyor. Eee, bu at tırmığı öyle kolay değil, üzerinde dimdik durmak lazım, kimin, kaç kişinin at tırmığı var ki bu köyde? Al atı mı koşmuş acaba? Yok al at değil koşulan, zaten onu tırmığa koşup harcamazlar. O çok güzel revhan giden bir binek atıdır, onu hiç tırmığa koşarlar mı? Ama Metin amcam kışın kızakla Karsa giderken onu kızağa koşarak tipi gibi gider, hatta bazı köylerden geçerken ona aşık olan kızlar bile var. Onun yolunu bekleyerek yoluna çıkıp el sallayanlar bile var. Metin amcam da o hava içinde gururlar atları kamçılayıp köylerden tipi gibi geçip gider. Ama gönlünde de o kızların güzellikleri, hasretleri var, hep onları düşünür ama yapacak bir şey yok çünkü evlidir, belki bir kaçamak yapmak düşünür o kadar.
İsmail dayının kızı Sümer ile torunu Behice de arabanın içinde, yanlarında dirgen, tırmık olduğu halde tarlalara gidiyorlar. Neyse başlarına da yuvarlak sepet şapkalar giymişler, bunlar da pek tuaf yahu. Öyle ya zengin oldukları nasıl belli olacak? Bak İsmail dayının oğlu Turgut at tırmığını koşmuş tarlaya gidiyor, ama o öyle şişmeyi, hava atmayı pek bilmez, zavallı kendi halinde tırmığın üzerine kendini bırakmış, beli eğik bir vaziyette gidiyor.
Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar, her şeyden habersiz. Sefa ki onlara, hiçbir şeyden haberleri yok, çocukluk gibi var mı?
Hurşit dayı gilin çocuklar da tarlaya gidiyorlar. İdris, Muhuttin, müfettiş olan Nurettin gadalar. Burhan abi ve Hurrem.. Aralarında İdris gadanın oğlu Dumlu da var.
Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz.
Mehmet gada gil de tırmığı koşmuş tarlaya gidiyorlar. Tırmığın üstünde galiba kızları Saadet var, Tekin de arabada, ak yola doğru gidiyorlar.
Köyde kimse kalmadı, bu köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar, her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Kadir dedemin omzunda dirgen, arkadaki otlukların arasından harmanlara gidiyor. Bir gayretle yürüyor ki, acele bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi. Onlar zaten gayretli, çalışkan kişilerdi, her işleri için gayretleri sonsuzdu. Öyle olmasa o kadar işi makine gücü olmadan başarabilirlermiydi?
Çorum Mehmet amca, yanında bir kız torunu olduğu halde elinde bir çubukla harmanlara doğru giderken, karşıdan da oğlu Cenap gada geliyor. Onun omzunda da tırpan var, belki de tarla biçmekten geliyor.
Hasko dede gilin çocuklar da, İhsan, İlo, Niho hepsi harmandalar.
Rıza dayı gilin çocuklar da tarla yolunda ilerliyorlar. Rıza dayı o ufak boyu ile dirgeni omuzlamış, müfettiş oğlu Abdulkerim ve Sefo gada benim yaşımda olan Hüsamettin bir gayretle gidiyorlar arkalarına bakmadan.
Bir akındır ki köyden tarlalara, harmanlara akıyor da akıyor. Önlerine çıkan bütün engelleri yıkarak amaçlarına ulaşmak için büyük bir gayrete gösteriyorlar.
Bu köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyarlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Komşumuz Muzaffer gada ve abisi Cemal gada öküzlerini arabalara koşuyorlar, belli ki ya harmana ya da tarlaya gidecekler.
Farız emimin çocukları, kız, erkek hepsi tarla ve harmanlara gidiyorlar ama dükkan açık, herkes alış-verişini bu harman zamanı rahatlıkla yapabiliyor.
Emrah dayının Şefo gadası, Atila abisi, Kemal gadası da hareket halindeler. Ama İsrafil gadanın “kaytarıcılık belgesi” var, onun Selimde dükkanı olduğundan kolayca bu işlerden kaytarabiliyor. O kaytarır ama çocukları küçük olmalarına rağmen az da olsa işlere katkıda bulunuyorlar herhalde.
Farız emicem de bazen Sarıkamış’ta, bazen da köyde ama komut ve emir onda o ne derse o olur, emirden dışarı çıkmak kimsenin harcı olamaz. Sarıkamış’tan geldiğinde bir otobüsten inişi var ki o azametten görenler korkuyorlar, bu da ona vergi bir karakter ve hareket kabiliyeti olsa gerek. Ekrem ve Zikrem küçükler ama gene de uçtan kulaktan işler yapabiliyorlar. Ama kızlar, Zennure, Raziye, Marziye tarlalarda, harmanlarda çalışıyorlar. Gerçi Zennure’nin de kaytarıcılık belgesi var, o da iş zamanı hep Sarıkamış’a kaçıyor böylece işlerden rahatlıkla kaytarmış oluyor. Öteki kızlar devamlı köydeler ve tarlalarda, harmanda çalışıyorlar. Songül ise daha küçük o da küleğin kulpundan tutabiliyor ancak.
Rızvan gada gil Oğlu Öztürk ve Guli de henüz pek çalışma çağında olmasalar da tarlaya, harmana gidiyorlar. Elbeyi, Ado gadalar, Süleyman amca, oğlu Adnan, Şentürk ki o benim yaşımda pek fazla işe yaramasa da tırmığın sapından tutmaya becerebiliyor, ya da gemin üzerinde durabiliyor.
Köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı. Çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Gubi dayının kızları Cevo, Nuriye tarlalarda, harmanda çalışıyorlar, küçük oğulları İsmet ise pek bir işe yaramıyor, herhangi bir küçük iş olursa, mesela su getirmek gibi, ancak o kadar yardımcı olabiliyor işlere. Anaları yemeklerini yapıp onların iaşelerini harmana, tarlalara götürüyor. Gubi dayı daha çok at arabasının üstünde Sarıkamış’a, Kars’a gidiyor, o da kendine göre bir şeyler yapıyor.
Kurbani gada gil de kendi evlerinin önündeki tarlada harman çekiyorlar. Yalnız onların harmanları köyün harmanlarından ayrı, köyde diğer harmanlar hep bir arada, köyün üst başında yemyeşil bir düzlük olarak duruyor.
Kurbani gadanın oğulları, İhsan, Muhsin, Muhuttin, Firgani, Tuğay. Bir kısmı harmanda dururken bir kısmı da çeşitli tarlalara gitmişler. En küçükleri olan Turgut da işe yaramadığı için çöplükte oynuyor. Kızı Rahime ile iki gelini de tarlalara dağılmışlar, karısı Nuriye hala da onlara yemek yapmakla meşgul. Mübarekler az değil ki, ürküt say, onlara yemek yapmak da öyle kolay bir iş değil, hepsi de dev gibi yiyen insanlar çünkü çok çalışıyorlar.
Laçın dayının oğulları, Ahmet, Genco, Necmettin, Seyfettin, benimle aynı yaşta olan Fahrettin, Sacettin. Onlar da tarlalara ve harmana dağılmışlar çalışma hızıyla ilerliyorlar, işlerin bir an önce bitmesini amaçlıyorlar.
Köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Yazın okullar tatil olduğu için çeşitli köylerde öğretmenlik yapan köyümüz halkından; Bilal, Cengiz, Tevfik, Muhlis ve diğerleri. Bunlardan bazıları patates ekmişler onunla uğraşıyorlar. Öğretmen olan Hayrettin amcam ise bu rençber işlerine pek karışmaz. Herhalde sabah erkenden kalkmış bir arkadaşı ile Selim’e giderek orada çok sevdiği İsrafil gada ile sohbet halindedir, belki birkaç kadeh rakı da parlatırlar. Canım yapmadıkları iş mi? Zaten İsrafil gada rakıyı çok sever ve hemen,, hemen her gün içer.
Bu köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Anaları ne yapıyor? Onlar da tarlalarda, harmanda çalışanlar için yemek yapma telaşındalar, bir an önce yetiştirmeye çalışıyorlar. Onların işi daha da zor harmanda, tarlalarda çalışanlardan daha zahmetli. Birde yemek bulma işi var, acaba ne veya hangi yemeği yapsın ki? Düşünüp duruyorlar neticede haşıl, hıngel, pilavdan oluşan yemeklerden birini seçme durumunda kalıyorlar. Başka yemek yok ki. Tabi köyümüzün vaz geçilmezi olan “BOZ AŞ” ise her gün, hatta her öğün soframızda arz-ı endam etmektedir ki onun forsunu hiçbir yemek bozamaz, ancak o hepsinin forsunu bozar.
Kıyas eminin çocukları, İhsan, Seddar, Kenan, Gerçi Kenan küçük ama olsun gene de işe yarıyor. Onlar da kimi tırpan, kimi dirgen, kimi tırmık alarak omuzlarına yürüyüp gidiyorlar. Gerçi onların pek fazla tarlaları yok ama gene de idare ediyorlar, gayretli çocuklar, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Seddar kız atından hiç var geçmiyor, her halükarda onun sırtında arz-ı endam ediyor. Hem de atın üstünde öyle dik duruyor ki dersin ki dikili bir ağaç atın üstündeki. Hava atmaya bayılıyor, bir de şişiyor ki görmeyin. Gören de onu imparator sanar, hele ata bir kırbaç vuruşu var ki görenler şaşa kalıyor. Atın üstünde kazık gibi durmak Seddar’a vergili, ondan başkası böyle duramaz herhalde.
Nazım gada ve Şinasi de tırpanlara sarılmışlar, herhalde çok az olan ekinlerini biçmeye gidiyorlar. Ekinleri çok az ama ne hikmetse iş bitiriminde hep en sona onlar kalırlar. Herhalde çok çalışkan oldukları içindir!
Bu köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
İbrahim öğretmen okulun bahçesine kartol (patates) ekmiş. Ne güzel bembeyaz çiçekleri var, nasıl da güzel açmışlar. Bahçe bir halı gibi görünüyor gözüme, ya da bir gül bahçesi gibi, ya da tarif edemeyeceğim bir güzellikle görünüyor, çocukluk işte nereye yorsan oraya gidiyor. Daha önceki yıllarda da köyümüzde öğretmenlik yapan Yaşar öğretmen de hep ekerdi okulun bahçesini.
Ama bahçede kimseler yok. Kartol çiçekleri birkaç kuşla yetinmek zorunda kalıyorlar. Onların cik, cik leri bozuyor sessizliği, sesleri de pek güzel miniciklerin, kuşları pek severim, hep kuş olmak istemişimdir küçüklüğümde. Çok az esen bir küçük rüzgar bahçede bol bulunan söğüt ağaçlarını sallayarak hafif de olsa hışırtı çıkmasına sebep oluyor. Ama gene de kimselerin olmadığı aşikar. Uçup gitmişler bu diyardan sanki kimseler kalmamış.
Peki de bizim harmanımız yok mu? Elbette var ama çok küçük bir harman, ancak bir çift öküzle dövülecek kadar hatta bazen ortasını da delerdi babam çünkü harman çok küçüktü. Tarlalarımız çok olduğu halde ne hikmettir bilinmez anca bir ya da ikisi ekilir çok az hasat elde edilir.
Bu köyde bu yaz gününde sessizlik hakim, herkes tarlalarda, harmanda. Köy çocuklara kaldı, onlar da çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara. Ne ile mi oynuyorlar? Tabi ki toprakla, taşla, başka ne ile oynayacaklar ki? Peki bu çocuklar mikrop kapıp hasta olmuyorlar ma? Hayır hiçbir şey olmaz çünkü onlar parpılı! (evsunlu) Mikrop kapıp hastalanan eğer ağırsa ölüp gider, ama hasbel kader yaşarsa çok sağlam bir bünyeye sahip olur ki mikroba karşı çok şiddetli bağışıklık kazanmış oluyor.
Osman emi de tarlaya gidiyor, ama onun da pek fazla bir ekini yok, Şeno da Özo da küçük Rahime, Nuriye ablalar ve Hürüz tarlaya gidebilirler ama herhalde gerek görülmüyor ki gitmiyorlar. Hüsnü bibim ise tandır başında ekmek pişirmekle meşgul. Akşama çok sevdiği çayını yudumlayacak eğer şeker bulamazsa üzümle içecek. Gece ise yatağına girdiğinde belki de sabaha kadar öksürecek, artık sabaha nasıl bir halet-i ruhiye ile çıkacak bilinmez.
Abı ağanın çocukları da toptan tarlalara ve harmana gittiler ki onların en küçüğü olan Ensar bile elinde bir dirgenle harmana gidiyor, pek işe yarayacağını sanmıyorum ama İdris gada onu döve döve çalıştırır herhalde. Erkekse çalışmasın hemen sopa hazır yememek kendi elinde.
Hasat zamanları bu köy ne kadar güzel oluyor, kimler yok ki, köy her ne kadar sessiz ise de yakında gelecek kış aylarında bu sessizlik bozulup sesliliğe dönecek.
Bu köyde kimse yok mu? Köy çocuklara kaldı, onlar da çöplüklerin başında oynuyorlar her şeyden habersiz. Sefa ki onlara.
Niye mi sefa onlara? Çünkü dünyanın hiçbir pisliğinden haberleri yok, her şeyin iyi olduğunu zannediyorlar, hiç kötü bir şey düşünmüyorlar, bundan daha güzeli ne olabilir ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder