YAŞLILIĞIN HALİ AHVALİ
Kendinden öncekilerle yenişememesi, kendi kuşaktaşları ile hesabını kapatamamış, kendinden sonrakileri ömürlerinin hırsızı, düşman olarak görenlerin yaşlılığında, insanı usandıran bir çirkinlik görünmez mi?
Elbette yaşlılık birden bire ortaya çıkmaz, hayat boyu edinilmiş bir üslubun taçlandırılmasıdır. Öyle, ya da böyle.
“Yaşını başını almış” kimi insanların çiğ sözleri ve yakışıksız hareketleri karşısında, kimi zaman yaşına hürmeten suskun kalınır. Bu ve benzeri durumlarda “Yaşlıdır, ne yapalım yaşına hürmet ediyoruz.” Bu söz iyidir de ya “Yahu ihtiyarlamış, ne dediğini bilmiyor, kusuruna mı bakacağız?” Deniyorsa işte bu fena. O söyleyen de yuvarlanmalı.
Birincide yaşlıların göstermesi gereken olgunluğu çok genç olmalarına rağmen onlar gösterebilirler. Yaşına hürmeten karşısında suskun kalınan bu insanların, bunca yıl yaşadıkları halde, yaşlarından başka hürmet edilecek bir şeylerinin kalmaması yeterince hazin değil midir/ Onların hatıralarına gösterilen hürmeti, kendilerinin de göstermesi istenir elbet.
Velhasıl ki yaşlılık zor zenaat.
TEZAT
İyi de, adama sormazlar mı? “Bütün dünyayla kavgalıyken niye kendinle barışıksın?” Hele de barışık olduğunu söylediği bir çok özelliğin, değiştirilmesi, düzeltilmesi gereken bir dolu “defo” içeriyorsa. Bu kadar “defolu” hareketin var, bu kadar kusurluyken nasıl kendinle barışık oluyorsun, doğrusu anlamak pek güç.
Bir de “Hayatımda hiç pişmanlık duymadım.” Diyenler var.
Allah’ını sevenler, bu dünyada bir miktar yaşamış olanlar, hiç yaşadığı süre içinde hiç pişman olmadığınız bir hareketiniz, bir sözünüz, ne bileyim bir davranışınız olmadı mı?
Yahu bırakın Allah aşkına, hiç pişmanlığı olmayan hayat olur mu? Öyle bir hayat yaşanır mı?
Peki hiç mi bir sinemaya gidip filmi beğenmeyip “Keşke bu filme gitmeseydim.” Dediğiniz de mi olmadı? Bir lokantada, önünüze gelen yemeğin pişmediğini, yenilemeyecek bir durumda olduğunu görüp de “Keşke buraya gelmeseydim de bu yemekleri yemeseydim.” Dediğiniz olmadı mı?
“İnsan yaşamı tezatlarla doludur.” Denir de acaba inkar mı edilir ki?
Etseniz de kimse inanmaz, siz merak etmeyin.
MASKARALAR ve DALKAVUKLAR
Padişahlık ve krallık dönemlerinde saraylarda maskaralar ve dalkavuklar çokça varmış. Öyle ya padişahları, kralları, onların mahiyetindeki kalbur üstü insanları kim eğlendirecek? Şimdiki gibi televizyon yok ki televizyonlardaki dalkavuklar, maskaralar eğlendirsin.
Ama bu maskaralar ile dalkavuklar arasında çok fark varmış. Maskaralar doğruları çekinmeden söyleyerek efendilerinin gözlerini açar, yanlış yapmalarını önlerken, dalkavuklar gerçekleri efendilerinden gizleyerek, gerçeklerler yüz yüze kalıp üzülmelerini önlerlermiş. Böylece efendilerinin gözlerine bir avuç kül atarak, gözlerini kör edip, gerçekleri görmelerine mani olurlarmış.
Durum böyle olunca, dalkavukların başarılı oldukları dönemlerde Kralların ülkelerinde çöküşler hızlanır, netice de memleket perişan olur, kral da dibe çökermiş.
“Bundan ders alınmış mıdır?” Diye sorulduğunda cevap her zaman “Hayır” olmuştur. Çünkü dönüp dolaşıp gene aynı hatalar tekrarlanmıştır. Hiç ders alınsaydı tekrarlanır mıydı? Şimdi bile ders alınmış değildir. Niye mi? Görmüyor musunuz dolaşan sefaleti? Gözünüzde körlük yoksa arpacık olabilir.
Bu konudaki Mehmet Akif’in şiiri ne güzeldir.
Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey
Beş bin senelik kıssa,yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i, “Tekerrür” diye tarif ediyorlar
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
HANGİ HIYAR KESTİ BU SAÇI ?
Saçlarım uzadığı zamanlar çoğu zaman berbere gitmem kendim keserim. Hani serde berberlik var ya, alırım makineyi, makası, tarağı elime, geçerim aynanın karşısına keserim saçımı. Hani hoşuma gitmiyor da değil. Dedik ya serde berberlik var.
Gene bir gün öyle yapıp saçımı kestim, ama pek hoş olmadı galiba, bir ay sonraydı tanıdık berberlerden birine gittim saçımı kestirmeye.
Berber önlüğü takıp saçımı şöyle bir taradıktan sonra benim tahmin etmeyeceğim bir soruyu sordu bana.
-Abi be, daha önce hangi hıyar kesti senin saçını?
-Ulan adama bak bana hıyar diyor. Peki de ben şimdi ne demeliyim, ya da ne yapmalıyım?
“Saçlarımı ben kestim” diyemem, ama adam da bana hakaret etti, bilmeyerek de olsa. Ona bir cevap vermem gerekmez mi? Bir ara, “Boş ver yahu, olur böyle şeyler, adam ne bilsin kendi saçını kendinin kestiğini?” Dedim ama hayır olmadı, benim buna bir şeyler söylemem şart. Birden.
-Yahu sen benim berberime nasıl “hıyar” dersin, hıyar sensin.
Deyince berber biraz şaşırdı ve sonra.
-Helal olsun abi be, demek berberini koruyorsun.
-Tabi korurum oğlum, o benim yıllarca saçımı kesti, ona laf söyletir miyim?
Delikanlı bu koruma işine çok memnun olmuştu ki sözünü tekrarladı.
-Vallahi helal olsun abi, değil mi ki berberini koruyorsun, başkası olsa hiç aldırmaz.
Kendi kendime diyorum. “Hey yavrum hey bilsen ki o berber benim.”
--Altmışından sonra hiçbir zaman sağlığın geri geldiği görülmemiştir.
--Gençliğin verdiği o güvenli yürüyüş, çok ama çok uzaklarda kaldı ne yazık ki.
O yürüyüşte bir güven, bir kendini beğenmişlik, sanki bir asalet vardı. Gençliğin her şeyi güzel olduğu gibi, yürüyüşü de güzeldir.
--Belirli bir ideali, amacı olmadan yaşamak kadar saçma bir şey olamaz.
--Borçluluk duygusu insanlarda az görülen bir duygudur. Herkesin o duyguyu tatması mümkün değildir. O duyguyu ancak anlamlı, duygulu insanlar duyarlar.
--Neticede zamanın gücü ağır basıyor ve yaş denilen şey duyguları bir silginin, kurşun kalem yazısını sildiği gibi silip yok ediyor.
Yıllar çoğaldıkça ölümün yaklaştığı hissediliyor. Yolumuza kara, kara gölgeler düşer, geçmişte olan olaylar daha az görünür gözümüze.
--Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz.
--Küçük çocuk büyük adama soruyor.
-İnsan ölürken canı acır mı?
Büyük adam cevap veriyor.
-Hayır acımız, ama ölmeden önce çok acır.
Ölmek konusunda bizi en çok korkutan acı değildir, bizi sevenleri geride bırakıp yolculuğa yalnız çıkmamızdır.
--İnsan bazı şeylerin hasretini çekmeli. Hasret çekmeyen insan mutsuz olur. Aslında hasret çekmek de bir zevktir, bir mutluluktur, çünkü kavuşmayı ümit etmektedir insan. Ümit ettikçe de sevinmekte, mutlu olmaktadır, yaşama sevinci artmaktadır. Acı çekmek de mutluluğun bir parçasıdır. Arzu ettiği her şeye kavuşan, her şeyi mükemmel olan insan mükemmel değildir.
--İnsan niye doğar?
-Ölmek için.
-Peki, öyleyse niye doğum günü kutlanır? Ölüme biraz daha yaklaşıldığı için mi?
-Çok geç oldu, gönlümde gece başladı.
--Kocayıp ıskartaya çıkmak meğerse ne zor şeymiş. İnsan her şey gibi bunu da ıskartaya çıktıktan sonra, yani çok geç anlıyor. Keyif için mi eskiden emekliye “Tekaüt” derlermiş.
--İyi insan olmak kadar güzel ne var ki? İyi insan, insanlara yardımı iş olsun diye değil de canı gönülden yapar, çünkü gönlü öyle istemektedir. İyi insanları, istemeseler dahi kötüler bile severler.
İyi insan olmak çok güç ama imkansız değil.
--Dünyada tek başına ölmekten daha korkunç bir felaket olamaz.
--Yaşlanınca sulu göz oluyor insan. Şefkatle ilgili herhangi bir şey görmem duygulanmam için yeterli oluyor. İstemesem de gözümden kendiliğinden yaşlar geliyor, onları saklamaksa gene bana düşüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder