3 Nisan 2007 Salı

Denemeler I

YAŞLILIĞIN HALİ AHVALİ

İnsanın yaşlanması, bütün canlılar gibi mukadderdir. “Her yaşın bir güzelliği vardır.” Denir, ama ben buna hiçbir zaman inanmadım ve de katılmadım. Rahmetli Şevket Rado’nun dediği gibi “Ne yazık ki zekanın olgunlaşması, vücudun çökmesine tesadüf ediyor.” Doğru bir söz; ama acaba her zeka da yaşlılıkla birlikte gelişiyor mu? Yoksa bazı yaşlılar çekilmez bir durum mu ortaya koyuyorlar? Evet bu sıklıkla görülüyor.

Kendinden öncekilerle yenişememesi, kendi kuşaktaşları ile hesabını kapatamamış, kendinden sonrakileri ömürlerinin hırsızı, düşman olarak görenlerin yaşlılığında, insanı usandıran bir çirkinlik görünmez mi?

Elbette yaşlılık birden bire ortaya çıkmaz, hayat boyu edinilmiş bir üslubun taçlandırılmasıdır. Öyle, ya da böyle.

“Yaşını başını almış” kimi insanların çiğ sözleri ve yakışıksız hareketleri karşısında, kimi zaman yaşına hürmeten suskun kalınır. Bu ve benzeri durumlarda “Yaşlıdır, ne yapalım yaşına hürmet ediyoruz.” Bu söz iyidir de ya “Yahu ihtiyarlamış, ne dediğini bilmiyor, kusuruna mı bakacağız?” Deniyorsa işte bu fena. O söyleyen de yuvarlanmalı.

Birincide yaşlıların göstermesi gereken olgunluğu çok genç olmalarına rağmen onlar gösterebilirler. Yaşına hürmeten karşısında suskun kalınan bu insanların, bunca yıl yaşadıkları halde, yaşlarından başka hürmet edilecek bir şeylerinin kalmaması yeterince hazin değil midir/ Onların hatıralarına gösterilen hürmeti, kendilerinin de göstermesi istenir elbet.

Velhasıl ki yaşlılık zor zenaat.


TEZAT

Çoğu zaman görürüz, geçinilmesi çok zor olan insanlar vardır. Bunlarla kolay, kolay geçinilemez ama onlar her konuştuklarında çok geçimli olduklarını belirtmek için “En önemlisi kendimle barışığım.” Sözünü söylerler.

İyi de, adama sormazlar mı? “Bütün dünyayla kavgalıyken niye kendinle barışıksın?” Hele de barışık olduğunu söylediği bir çok özelliğin, değiştirilmesi, düzeltilmesi gereken bir dolu “defo” içeriyorsa. Bu kadar “defolu” hareketin var, bu kadar kusurluyken nasıl kendinle barışık oluyorsun, doğrusu anlamak pek güç.

Bir de “Hayatımda hiç pişmanlık duymadım.” Diyenler var.

Allah’ını sevenler, bu dünyada bir miktar yaşamış olanlar, hiç yaşadığı süre içinde hiç pişman olmadığınız bir hareketiniz, bir sözünüz, ne bileyim bir davranışınız olmadı mı?

Yahu bırakın Allah aşkına, hiç pişmanlığı olmayan hayat olur mu? Öyle bir hayat yaşanır mı?

Peki hiç mi bir sinemaya gidip filmi beğenmeyip “Keşke bu filme gitmeseydim.” Dediğiniz de mi olmadı? Bir lokantada, önünüze gelen yemeğin pişmediğini, yenilemeyecek bir durumda olduğunu görüp de “Keşke buraya gelmeseydim de bu yemekleri yemeseydim.” Dediğiniz olmadı mı?

“İnsan yaşamı tezatlarla doludur.” Denir de acaba inkar mı edilir ki?

Etseniz de kimse inanmaz, siz merak etmeyin.


MASKARALAR ve DALKAVUKLAR

Şimdi bunların ismi değişti, ama ne oldu pek bir fikrim yok, hepsine ayrı ayrı itibarlı isimler taktılar ve bolca para kazanıyorlar yaptıklarıyla.

Padişahlık ve krallık dönemlerinde saraylarda maskaralar ve dalkavuklar çokça varmış. Öyle ya padişahları, kralları, onların mahiyetindeki kalbur üstü insanları kim eğlendirecek? Şimdiki gibi televizyon yok ki televizyonlardaki dalkavuklar, maskaralar eğlendirsin.

Ama bu maskaralar ile dalkavuklar arasında çok fark varmış. Maskaralar doğruları çekinmeden söyleyerek efendilerinin gözlerini açar, yanlış yapmalarını önlerken, dalkavuklar gerçekleri efendilerinden gizleyerek, gerçeklerler yüz yüze kalıp üzülmelerini önlerlermiş. Böylece efendilerinin gözlerine bir avuç kül atarak, gözlerini kör edip, gerçekleri görmelerine mani olurlarmış.

Durum böyle olunca, dalkavukların başarılı oldukları dönemlerde Kralların ülkelerinde çöküşler hızlanır, netice de memleket perişan olur, kral da dibe çökermiş.

“Bundan ders alınmış mıdır?” Diye sorulduğunda cevap her zaman “Hayır” olmuştur. Çünkü dönüp dolaşıp gene aynı hatalar tekrarlanmıştır. Hiç ders alınsaydı tekrarlanır mıydı? Şimdi bile ders alınmış değildir. Niye mi? Görmüyor musunuz dolaşan sefaleti? Gözünüzde körlük yoksa arpacık olabilir.

Bu konudaki Mehmet Akif’in şiiri ne güzeldir.

Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey

Beş bin senelik kıssa,yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i, “Tekerrür” diye tarif ediyorlar

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?


HANGİ HIYAR KESTİ BU SAÇI ?

Saçlarım uzadığı zamanlar çoğu zaman berbere gitmem kendim keserim. Hani serde berberlik var ya, alırım makineyi, makası, tarağı elime, geçerim aynanın karşısına keserim saçımı. Hani hoşuma gitmiyor da değil. Dedik ya serde berberlik var.

Gene bir gün öyle yapıp saçımı kestim, ama pek hoş olmadı galiba, bir ay sonraydı tanıdık berberlerden birine gittim saçımı kestirmeye.

Berber önlüğü takıp saçımı şöyle bir taradıktan sonra benim tahmin etmeyeceğim bir soruyu sordu bana.

-Abi be, daha önce hangi hıyar kesti senin saçını?

-Ulan adama bak bana hıyar diyor. Peki de ben şimdi ne demeliyim, ya da ne yapmalıyım?

“Saçlarımı ben kestim” diyemem, ama adam da bana hakaret etti, bilmeyerek de olsa. Ona bir cevap vermem gerekmez mi? Bir ara, “Boş ver yahu, olur böyle şeyler, adam ne bilsin kendi saçını kendinin kestiğini?” Dedim ama hayır olmadı, benim buna bir şeyler söylemem şart. Birden.

-Yahu sen benim berberime nasıl “hıyar” dersin, hıyar sensin.

Deyince berber biraz şaşırdı ve sonra.

-Helal olsun abi be, demek berberini koruyorsun.

-Tabi korurum oğlum, o benim yıllarca saçımı kesti, ona laf söyletir miyim?

Delikanlı bu koruma işine çok memnun olmuştu ki sözünü tekrarladı.

-Vallahi helal olsun abi, değil mi ki berberini koruyorsun, başkası olsa hiç aldırmaz.

Kendi kendime diyorum. “Hey yavrum hey bilsen ki o berber benim.”

--Altmışından sonra hiçbir zaman sağlığın geri geldiği görülmemiştir.

--Gençliğin verdiği o güvenli yürüyüş, çok ama çok uzaklarda kaldı ne yazık ki.

O yürüyüşte bir güven, bir kendini beğenmişlik, sanki bir asalet vardı. Gençliğin her şeyi güzel olduğu gibi, yürüyüşü de güzeldir.

--Belirli bir ideali, amacı olmadan yaşamak kadar saçma bir şey olamaz.

--Borçluluk duygusu insanlarda az görülen bir duygudur. Herkesin o duyguyu tatması mümkün değildir. O duyguyu ancak anlamlı, duygulu insanlar duyarlar.

--Neticede zamanın gücü ağır basıyor ve yaş denilen şey duyguları bir silginin, kurşun kalem yazısını sildiği gibi silip yok ediyor.

Yıllar çoğaldıkça ölümün yaklaştığı hissediliyor. Yolumuza kara, kara gölgeler düşer, geçmişte olan olaylar daha az görünür gözümüze.

--Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz.

--Küçük çocuk büyük adama soruyor.

-İnsan ölürken canı acır mı?

Büyük adam cevap veriyor.

-Hayır acımız, ama ölmeden önce çok acır.

Ölmek konusunda bizi en çok korkutan acı değildir, bizi sevenleri geride bırakıp yolculuğa yalnız çıkmamızdır.

--İnsan bazı şeylerin hasretini çekmeli. Hasret çekmeyen insan mutsuz olur. Aslında hasret çekmek de bir zevktir, bir mutluluktur, çünkü kavuşmayı ümit etmektedir insan. Ümit ettikçe de sevinmekte, mutlu olmaktadır, yaşama sevinci artmaktadır. Acı çekmek de mutluluğun bir parçasıdır. Arzu ettiği her şeye kavuşan, her şeyi mükemmel olan insan mükemmel değildir.

--İnsan niye doğar?

-Ölmek için.

-Peki, öyleyse niye doğum günü kutlanır? Ölüme biraz daha yaklaşıldığı için mi?

-Çok geç oldu, gönlümde gece başladı.

--Kocayıp ıskartaya çıkmak meğerse ne zor şeymiş. İnsan her şey gibi bunu da ıskartaya çıktıktan sonra, yani çok geç anlıyor. Keyif için mi eskiden emekliye “Tekaüt” derlermiş.

--İyi insan olmak kadar güzel ne var ki? İyi insan, insanlara yardımı iş olsun diye değil de canı gönülden yapar, çünkü gönlü öyle istemektedir. İyi insanları, istemeseler dahi kötüler bile severler.

İyi insan olmak çok güç ama imkansız değil.

--Dünyada tek başına ölmekten daha korkunç bir felaket olamaz.

--Yaşlanınca sulu göz oluyor insan. Şefkatle ilgili herhangi bir şey görmem duygulanmam için yeterli oluyor. İstemesem de gözümden kendiliğinden yaşlar geliyor, onları saklamaksa gene bana düşüyor.

Özlü Sözler I (Kadınlarla İlgili Olanlar)

---Eğer bir kadın “Ben de bütün hanımlar gibiyim” diyorsa, inanınız ki o başka bir kadındır.

---Sanırım ki, Allah kadınları, erkeklerin burunlarını sürtmek için yaratmış.

---Koca arayan kadın, yırtıcı yaratıkların en vicdansızıdır.

---Kadın mantığı, mümkün olmayan hiçbir şey bulamadığı esasına dayanır.

---İki erkek arasındaki dostluk bir lükstür, ama iki kadın arasındaki dostluk hayretlere sezadır.

---Seven erkek kendini unutur, seven kadın ise öteki kadınları unutur.

---Sevdiği kadında her elbiseyi hoş gören erkek olduğu gibi, beğendiği her elbisede de her kadını hoş bulan erkekler vardır.

---Hiç ömrünüzde bir kadın ile bir dağa tırmandığınız oldu mu? Çıkarken her zaman siz ilerdesinizdir, o geridedir. İnerken ise, o önde siz geride kalırsınız. Yan yana gitmek ancak düz yolda mümkün olur.

---Çoğu defa, kendisini veren kadın, kendisini satan kadından daha pahalıya mal olur.

---Evlenen erkekler umumiyetle, “Filan hanımı aldım.” Derler. Halbuki, çoğu erkek, “Filan hanıma kendimi verdim.” Demesi daha doğru olur.

---Kadın ya itaat ister, ya kumanda. Hukuk dengesi genellikle fakir evlerde görülür, her gün birkaç kavga şeklinde.

---Hayrettir ki ipeği yapan böcek gururlanmaz da, giyen kadın gururlanır.

---Bir kadın, bir erkekle yeni tanıştığı zaman, onunla arasında neler geçeceğini değil, nelerin geçmesinin mümkün olduğunu düşünür.

---Bir kadın, bir erkeğe “Ahmak” derse, bu “Benim istediğimi, yapmadın” anlamına gelir.

---Kadın erkekten yüksektir, fakat düşünce erkekten daha aşağıya düşer.

---Kadın ve kitabın cildine bakma, içindekilere bak.

---Uzun söz, uzun ökçe gibi kadınlara yakışır.

---Kadına, yalnız sahip olmaktan zevk alanlar olduğu gibi, yalnız hükmetmekten zevk alanlar da vardır.

---Kocasını etkileyemeyen kadın kazdır. Kocasını etkilemek istemeyen kadın ise kutsaldır.

---Entelektüel olduğunu sanan bir kadın erkeklerle aynı hakları ister. Entelektüel olduğuna inanan kadın ise bundan vazgeçer.

---Polis romanları yazarı, Edgar Wallance’e bir gazetecinin kadınlar hakkında sorduğu soruya. “Kadından daha ilgi çekici şeyler olduğunu söyleyen erkekler züppedir.” Cevabını almış.

---Kadınların aşkları suya yazılmış, inançları da kuma çizilmiştir.

---Kadınların üzüntüsü yaz fırtınaları gibidir, şiddetli ama kısa olur.

---Kadın, insanın kendi gölgesi gibidir, kovalarsınız kaçar, kaçarsınız kovalar.

---Kadın, yaradılışın tacıdır.

---Dünyada en çok değişen şey bir kadının saçını tarayış şeklidir.

---Kadınların çoğu resimleri kadar genç değildir.

---İyi ki erkek değilim, yoksa bir kadınla evlenmek zorunda kalacaktım.

---Bir kadın ya sever, ya da nefret eder, bunun ortası yoktur.

---Kadınların en büyük suçları erkeklere benzemek istemeleridir.

---Çirkin kadın yoktur, güzel görünmesini bilmeyen kadın vardır.

---Kadınlar topluluğu, iyi davranışların kaynağıdır. (Bunu da kadınlara yağ yakmak isteyen biri söylemiş olsa gerek.)

---Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan da şeytandır.

---Kadının namusunu erkeklere karşı koruması, ününü kadınlara karşı korumasından çok daha kolaydır.

---Kadının kötüsü kadar kötü, iyisi kadar da iyi bir yaratık yoktur. (Pek doğru.)

---Kadının sofusu, şeytanın maskarasıdır.

---Elbet sefil olursa kadın, alçalır insanlık.


---Bir erkeğin aklını başından almaya karar veren kadın, her zaman işini becerebilecek kadar bir zeka bulur kendisinde.

---“Kadın-erkek, birbirlerini tamamlarlar.” Derler. Halbuki, ekseriye biri, diğerini küçültür.

---Bir kadının mahiyetini anlamak için tanıdığı kadınlar hakkında neler düşündüğüne bakmak gerekir. Herkesi kendisi gibi zannetmek bilhassa kadınlara mahsustur.

---Bir kadın her meselenin ancak kendisine bakan tarafını iyi görür.

---En nadir ve kıymetli insan numunesi, güzel olduğu halde kendisine baktırmamak isteyen kadındır.

---Kadın düşünürken hemen her fikrini bir erkek yahut bir kadın hayaline dayandırır.

---En zeki erkek dahi kadınları hakkı ile tanıdığını iddia edemez. Halbuki en ahmak kadın bile erkekleri gayet iyi tanıdığını iddia edebilir.

---Kadının tırnakları yırtıcı da olsa, elleri çok iyi bir hasta bakıcıdır.

---Kadın, kocasına ya tamamıyla itaat eder, ya tamamıyla kumanda eder. Hakların dengesinden daima kavga çıkar. (Buna rağmen Medeni Kanun hakları dengeledi.)

---Kadının her damla göz yaşında daima biraz sevmek yahut sevmemek arzusu karışıktır.

---Annelerin düşünceleri; Dağlar yaklaştıkça büyür, çocuklar büyüdükçe uzaklaşır.

---Bir kadın için sevdiğini yalnız kendisinin beğenmesi yeterli değildir. Başka kadınların da beğenmesi lazımdır ki ona olan sevgisi devam etsin.

---Çok işveli kadın gibi, hiç işvesiz kadın da pek makbul değildir. Zira biraz işve kadın iffetinin tabii haklarındandır.

---Erkek ister ki, sevdiği kadın başkalarının karşısında melek, kendisine karşı ise çiçek olsun.

---En tatlı şey, bir kadının gözünden bizim için dökülen yaşlar arasında gördüğümüz tebessümdür.

---Kadın ve erkekten teşekkül eden toplumlarda, nezaket sanki parasız olmaktan çıkar da parayla gibi olur.

---Kaynana, sevgili kızını beraberce dünyanın en tatlı çocuklarını yapsınlar diye rezil bir herife teslim eden kadındır.

---Bir odada iki kadından birisi fazladır.

---Güzel kadının en iyi bildiği şey tebessümünün kıymetidir.

---Seven kadın düşündükçe daima yanılır ve de saçmalar.

---Seven kadın sevdiğini dinlerken çoğu defa sözünün anlamını değil de sesini dinler.

---Sevmekten usanınca, erkek kadını terk eder, kadın ise erkeği unutur.

---Cildi soğuk kadınlara dikkat edilirse görülür ki bu tipler çok tehlikelidirler.

---Güzel ve ahmak kadına dikkat edilirse görülür ki, kadının güzelliği azaldıkça aptallığı artıyor.

---Karı-koca arasında kah dargınlık yapmacıktır, barışma samimi olur, kah barışıklık yapmacıktır, darılma samimi olur. İkisi de samimi ya da ikisi de yapmacık olamaz.

---Kadınlar, sevdikleri adamlarla değil, kendilerini seven adamlarla evlenirler.

---İyi bir koca yaratmasını bilen kadın dahidir.

---Bir defa evlenmek ödev, iki defa evlenmek eğlence, üçüncü defa evlenmekse eşekliktir.

---En mutlu evlilik, sağır bir kocayla kör bir kadının evliliğidir.

---Her kadın evlenmeli, ama hiçbir erkek evlenmemeli.

---Evlilik, üzerinde bütün kadınların anlaştığı ve fakat bütün erkeklerin de anlaşamadığı bir konudur.

---Erkekler yoruldukları için, kadınlarsa meraklı oldukları için evlenirler. Sonunda her iki taraf da hayal kırıklığını uğrar.

---İnsan Allah’la kadınlara karşı inancını yitirdiği zaman hapı yutmuş demektir.

---Erkekler kadınlara istediklerini söylerler, kadınlarsa erkeklere istediklerini yaptırırlar.

---Kadınların ellerine düşeceğine, kucaklarına düşmek daha iyidir.

---Kimi kadın eteğinin açıklığı ile dikkatleri çeker, kimi kadın da çorabının kaçıklığı ile.

---Kadınların birbirlerini sevmemelerine sebep olan erkeklerdir.

---Bazı kadınlar öpüldükleri zaman kızarlar, bazıları küfrederler, bazıları polis çağırır, bazıları da ısırırlar. Ama en kötüleri öpüldükleri zaman kahkaha atanlardır. Zira onlar, öpeni hiçe saymaktadırlar, adam yerine koymamaktadırlar. Onun için tehlikelidirler.

---Başarılı bir erkek, karısının harcadığından daha fazla kazanan kimsedir. Başarılı kadın ise, böyle bir erkekle evlenen kadındır.

---Kadınlarla erkekler arasındaki savaş hiçbir zaman sona ermez. Çünkü bazen erkek esir olur, bazen da kadın.

---Kadınların karşısında güçlü imiş gibi görünmeleri erkeklerin en zarif yönüdür.

---Erkek, kadına, “Kalbimin efendisi sensin.” Der, ama sonra antlaşmayı bozarak evin efendisi kendisi olmaya kalkar. Ama bunda ne derece başarılı olur bilinmez.

---Beğendiğiniz bir kadını ayın on dördündeki mehtaba benzetebilirsiniz. Ama unutmayınız ki, ayın dahi karanlıklar içinde kalan ve hiç görünmeyen bir yüzü vardır.


---Kadının huyu, çoğu zaman giydiği elbise ile değişir.

---“Hiçbir sevgili birbirine benzemez.” Diyor bir fikir adamı. Yalan değildir, fakat gene de bütün bir yaşam içinde sevilenlerden bir tanesi öbürlerinden çok farklıdır. Bıraktığı iz, yüzümüzde olmasa da, iç yüzümüzde sık, sık rastlayacağımız bir yolda kimi zaman gülümsetir, kimi zaman hüzünlendirir, pişman eder, özletir.

Her erkeğin yaşamında böyle bir tane kadın mutlaka olmuştur. Henüz olmadıysa bir gün mutlaka olacaktır. (Ama dedik ya, erkeğin.)


---Kadın gül gibidir, bir kere açıldı mı yaprakları çabuk dökülür.

--Sabah evden işe, akşam işten eve gelip giderken aynı yolu izlemeyen erkeğe “bekar” denir.

---Bütün bildiklerini karısına söyleyen erkek, çok şey bilmiyor demektir.

---Evlilik, erkeğin özgürlüğünü, kadının, mutluluğunu ortaya koyarak oynadıkları bir kumardır.

---Sevilen kadın, bütün kadınların en güzelidir.

--Erkek şaraba benzer. Geçen yıllar kötülerini ekşitir,

---Güç erkekte, güzellik kadındadır. Ama her şeyi yenen güç, güzellik karşısında aciz kalır ve yenilir.


---Kadının tahmin ettiği şey, erkeğin emin olduğu şeyden daha doğrudur.

---Aşk, ağır, ağır içilen bir çorbaya benzer. İlk yudumları çok sıcaktır, giderek ılıklaşır, son yudumları ise iyice soğuk gelir artık.

---Kadınların çoğu, tıpkı çocuklar gibi “Hayır” demesini pek severler. İşin tuhafına bakın ki erkeklerin çoğu da bu “Hayır” ları hep ciddiye alırlar.

---Gözü kör olmakla beraber aşk güzeldir. Fakat ondan daha güzel bir şey tanırım. Gözlerini yuman dostluk.

---Güzeldi, güzelden de öteydi o. Ruhunda bir kanat vardı, demek ki bir melekti o.

---Akıllı erkek, haksız olduğu zaman erkeklerden, haklı olduğu zaman ise kadınlardan özür diler.

---Kadınların bitmeyen iki derdi vardır. Birisi erkekler, diğeri ise çoraplarıdır. Ve zavallı kadınlar bunlardan birine bakarken genellikle ötekini kaçırırlar.

---Kadın, kendisi için yapılanları değil, ancak yapılmayanları fark eder.

---Kadınlar, akıllı olmaktan çok güzel olmaya çalışırlar. Erkekler ise, düşünmekten çok bakmayı becerirler.

---Bir adam, en çok sevgilisini, en iyi karısını, en uzun ise annesini sever.

1 Nisan 2007 Pazar