11 Mart 2007 Pazar

Fıkralar Bölüm1

HEM UZATMIŞ HEM DE TADINI KAÇIRMIŞ

Adamın birisi hayatında hiç incir yememiş, Manavın önünden geçerken gözüne takılmış, tadına bakınca çok hoşuna gitmiş ve bir kilo alıp evine götürmüş. Ertesi günü gene manavın önünden geçerken göz gezdirmiş ama o meyveyi görememiş. İşin kötüsü meyvenin adını da unutmuş. Manava demiş ki “Hemşerim hani içi darı gibi dışı deri gibi bir meyve vardı ya bana ondan verebilir misin?

Manav düşünmüş, herhalde patlıcan istiyor diyerek adama bir patlıcan vermiş. Adam patlıcanı ısırınca feryadı basmış.

Yapma be hemşerim, sen bunu hem uzatmışsın hem de tadını kaçırmışsın.


ON YIL ÖNCE ÖLÜRDÜ

Amerika da Lincol’in başkanlığı sırasında çok kuruntulu, burnu havada olan bir politikacı ölmüş. Cenazesi çok büyük, neredeyse unutulmayacak bir törenle kaldırılmış.

Lincoln üzülmüş ve demiş ki ; “Yazık cenazesinin. Böyle kalkacağını bilseydi on yıl önce ölürdü.


BÜTÜN GÜN KUTLAMA

Hekim sanığa soruyor,

—Dün gece çok içkili bir durumda çevrenin huzurunu bozmuşsun. Güvenliği tehlikeye sokmuşsun. Doğru mu bu?

Adam özrünü açıklamış.

—Dün sabah erken karım evden kaçtı hâkim bey.

Hâkim kızmış,

—Be adam bu durumu bütün gün kutlaman şart mıydı?


BEN DE

Adam akortsuz içmiş sarhoş. Sanki içmiyor da sömürüyor içkiyi. Sabaha karşı eve dönüyor ama ne haltlar yediğini, nerelere gittiğini bir türlü hatırlayamıyor. Kafa taş, dil tahta gibi olmuş, hem de kıymıklı tahta. İkide bir ağzındı batıyor.
Karısı kahvaltıyı önüne sürerek soruyor.
-Söyle bana dün gece nerelere gittiğini bilmek istiyorum.
Adam içini çekerek,
-Ah karıcığım ben de, ben de bilmek istiyorum ama nerede, bilemiyorum maalesef..


VERMİŞ

Demci gece yarısı zil-zurna eve geliyor. Karısı karşılıyor, kızgınlıkla diyor ki,
—Yine zil-zurna sarhoşsun, Allah cezanı versin.
Demci içini çekerek:
-Vermiş zaten, baksana seni çift görüyorum.


GENEL MÜDÜR

Genel müdür memuruna kızıyor,

—Bana bak ulan hıyar, sen kendini genel müdür zannediyorsun galiba.

Memur üzülerek,

—Estağfurullah efendim, ne haddime düşmüş.

Genel müdür gene kızıyor,

—Peki, öyleyse niye böyle saçma sapan konuşuyorsun?

ALLAH

Cahil hocanın biri vaaz ediyormuş.

—Allah ne yerde ne gökte, ne yer, ne içer, ne yatar, ne de kalkar ve ne de uyur. Lafı uzattıkça uzatıyormuş. Vaazı dinleyen Bektaşi dayanamamış.

—Şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyor.

BASUR İLACI

Paşa Bektaşi’yi iftar yemeğine çağırmış. Konuşurlarken paşa basurundan söz etmiş. Bektaşi konağın uşağını hiç sevmezmiş. Fırsat bu fırsat diyerek.

—Paşam filan köyde bir adam var basur için bir merhem yapıyor ki hiç sormayın, basuru hemen iyileştiriyor. Uşağınızı gönderin hemen getirsin.

Bektaşi’nin söylediği köy oraya iki saat çekiyor. Bu duruma kızan uşak hemen karşılığını veriyor.

—Efendim ben garip bir uşağım, bana bu merhemi vermezler, ama baba erenler de benimle gelirse ilacı kolayca alabiliriz.

Paşa uyağın sözünü doğru buluyor. Bektaşi önde uşak arkada yola koyuluyorlar. Yaz sıcağı güneş tepelerinde üstelik oruçlar da. Bektaşi bakmış ki bayılacak hemen kahvenin çeşmesine ağzını dayayıp kana kana su içmiş. Kahvedekiler bağırmışıma,

—Orucu bozdu, orucu bozdu, su içti Bektaşi.

Bektaşi,

—Su içmedim, su içmedim, dün gece bir halt etmiştim ağzımı çalkaladım. Demiş.

ZEHİRLİ ALKOL

Azgın demci, kendi rekorunu kırdığı bir gece sabaha karşı gözünü hastanede açıyor. Tabi şaşkın.

—Ben nerdeyim? Ne oldu bana?

Başında bekleyen hemşire durumunu açıklıyor.

—Telaşlanacak bir şey yok, sakin olun alkol zehirlenmesi geçiriyorsunuz.

Demci hiddetle bağırıyor,

-Neee,? Ulan hangi namussuz bana zehirli alkol verdi?

Hiç yorum yok: