14 Mart 2007 Çarşamba

Fıkralar Bölüm 2

HAMSİ

Karadenizli düşünüyor,

—Ben öldükten bilmem kaç yol sonra mutlaka kıyamet kopacaktır. Kimi Cennete, kimi Cehenneme gidecekler ama ya kıyamet koparken ben uyanamazsam, o zaman ne olacak?

Bunun için çare arayarak buluyor ve mezar taşına şöyle yazdırıyor

—Kıyamet günü eğer ben uyanamazsam, mezarımın başında ‘HAMSİ’ diye bağırın yeter. Ben hemen mezarımdan kalkarım.

ONU DA SEN ÖP

Adamın biri caddede gezerken çok güzel bir kadın görmüş ve kadına sarılıp öpmüş. Kadın bunu şikâyet edip mahkemeye vermiş.

Hâkim sormuş,

—Oğlum sem bu kadını öptün mü?

—Evet, hâkim bey, öptüm.

—Peki, bu hanımı tanıyor musun?

—Hayır, efendim tanımıyorum.

Hâkim kızıyor,

—Peki, nasıl öpersin tanımadığın bir kadını sen?

—Hâkim bey benim kötü bir niyetim yoktu, onu iyi niyetle öptüm.

Hâkim, karşıda yüzü gözü kırışmış, çok çirkin bir kadını göstererek,

—Peki, öyleyse şu kadını da öp bakiyim. Diyince,

Adam,

—Hâkim bey, bu dünyada bir tek erkek ben miyim? Onu da sen öp.

MEMET’İN ANASI

Komutan Mehmet’e soruyor,

—Oğlum vatan nedir?

—Anamız, komutanım.

Bu defa Ahmet’e sormuş,

—Oğlum vatan nedir?

—Mehmet’in anası, komutanım.


DEVE

Kimi insan, öldükten sonra tekrar bu dünyaya geleceğine inanır. Hatta başka yaratık olarak gelebileceğine bile inanır.

Bunlardan birisi arkadaşına diyor ki,

—Ben bir daha dünyaya, deve olarak gelmek isterim.

Arkadaşı itiraz ediyor.

—Hayır deve olarak gelemezsin.

Beriki soruyor,

—O niye? Neden deve olarak gelemezmişim?

—Çünkü iki kere aynı şey olunmaz da ondan.

TANRI’NIN UYARISI

Akşam yemekten sonra karı-koca televizyonda fırtınalı bir film seyredip yataklarına çekilince hanımı kocasına sokularak soruyor,

—Unutmadın değil mi? Hani o ilk tanıştığımız gece vardı ya, ne dehşetli fırtına ve gök gürültüsü vardı.

Adam hiç unutur mu?

—Yaa, ya, hiç unutur muyum? Tanrı beni uyarmıştı ama ben eşekliğimden anlayamamıştım.

CEBİME KOYACAĞIM

Ceplerini boşalttığı için karısını boşayan bir gazete haberindeki yazıyı genç ve evli bir adam gazeteden kesiyordu.

Yanında oturan arkadaşı sordu,

—O yazıyı kesip de ne yapacaksın?

—Cebime koyacağım.

HEDİYE

Adam, bilim adamı ve araştırmacı. Aynı zamanda da çok ince bir zat muhterem. Karısının doğum gününü hiç unutur mu? Hediyesi de hazır.

—Sevgili karıcığı, sana doğum günün için bir sürprizim var.

Kadın çok heyecanlı, bu sürprizin ne olduğunu merakla soruyor.

Adam keyifli bir ifadeyle,

—Karıcığım yeni bulduğum bir mikroba senin ismini vereceğim.

İŞİNE GELMEYİNCE

Bektaşi’ye sormuşlar,

—Baba erenler niye namaz kılmıyorsun?

—Kitapta öyle yazıyor.

Kitaba bakıyorlar,

-Ama baba erenler, altını okusana, diyor ki abdestiniz yoksa.

Bektaşi gözlerini kırpıştırarak,

—Gözlerim orasını pek seçmiyor.

YAŞAYIP DA NE YAPACAKSIN?

Hasta iyileşip taburcu olduktan sonra kendisini iyileştiren doktora soruyor,

—Hocam beni siz iyileştirdiniz, itina etmeseydiniz belki de ölürdüm. Artık kendimi çok iyi hissediyorum ve yüz yaşına kadar yaşamak istiyorum. Bu konuda bana ne tavsiye edersiniz?

Doktor soruyor,

—Sigara içer misiniz?

—Hayır, hiç içmedim, bundan sonra da içmeyeceğim.

—Peki, içki içer misin?

—Şimdiye kadar hiç ağzıma koymadım, bundan sonra da koymam.

—Ya kadın, kız meselesi, yani sevişmekle aran nasıl?

—Akar hocam Allah korusun, o büyük günahtan ödüm kopar, asla yapmam.

Doktor biraz düşündükten sonra,

—İyi ya kardeşim zorun ne? Yüz yaşına kadar yaşayıp da ne bok yiyeceksin?

ŞAHİT

Eğer şahit ömründe ilk defa mahkemeye gidiyorsa, yani kaşarlanmış değilse mahkeme huzurunda şaşırabilirim. Ama tabi bu konuda cin gibi olanlar da yok değil.

Hâkim, şahide soruyor,

—Sanığa ‘sarhoştu’ diyorsunuz. Ama sarhoş olduğunu nasıl anladınız?

—Efendim otobüste bir hanıma yer verdi.

Hâkim,

—Bu da ne demek? Olur, a, adam bir hanımın ayakta gitmesine gönlü razı olmamış olabilir ve yer verir, bununla sarhoşluğun ne alakası var?

—Ama hâkim bey otobüste yalınız üçümüz vardık.

YALINIZ GÖRDÜKLERİNİZİ SÖYLEYİN

Hâkim, şahit durumundaki adamı önceden uyarıyor,

—Bakın, yalınız gözlerinizle gördüklerinizi söyleyiniz. Bir başkasından duyduklarınızı değil. Ve soruyor,

—Doğum tarihiniz?

Şahit şaşırıyor,

—Olur, mu ama hâkim bey? Ben bunu görmedim ki, başkalarından duydum.

HIRSIZ

Karadenizli evinde uyurken bir tıkırtı duyuyor. Aşağı inince eli tabancalı bir hırsızla karşılaşıyor.

Hırsız adama diyor ki,

-Paranın nerede olduğunu söylemezsen kurşunu anlına yersin.Ama söylersen sana bir şey yapmam, parayı alır giderim.

Ev sahibi de diyor ki,

—Söyleyeceğim ama sen de namusun üzerine yemin et doğruyu söylediğim zaman tabancayı kullanmayacağına.

Hırsız yemin ediyor,

Ev sahibi de doğruyu söylüyor.

—Para bankada.

DELİ

İnsanları en çok düşündürenler delilerdir. Çünkü delilik, aklın ağırlığındaki dengesizliktir, akılsızlık değildir.

Bir Alman köyünün Gasthaus dedikleri meyhanesi varmış. Çeşitli eğlencelerden birisi de köyün delisi ile dalga geçmekmiş. Köy delisi için ser seferinde masaya bir tane beş marklık, bir tane de iki marklık koyuyorlar. Köyün delisi her seferinde iki markı alıp kaçıyor. Markları koyanlar bu duruma katıla katıla gülüyorlar. Öyle ya deliyi kandırdılar, buna gülünmez mi?

Bu durumu gören o köyün yabacısı bir adam merak edip, deliyi bulup soruyor.

—Niye beş markı almıyorsun da, her seferinde iki markı alıp kaçıyorsun?

Deli, gülüyor.

—Ben enayi miyim? Bir defa beş markı alırsam bir daha benimle o oyunu oynarlar mı?

DURAK AĞA

Durak ağa, Erzurum’da önde gelen adamlardandı. Bir gün vali paşa konağına davet etmiş. Bir izzet, bir ikram ki sormayın gitsin. Vali paşa bir fırsatını bularak baklayı ağzından çıkarmış.

—Ağa haz retleri, padişah efendimiz Nemçe’ye sefer eyleyecek, senin büyük oğlanı askere istiyor.

—Hay hay, başımızın üstüne.

Büyük oğlan askere gidiyor, üç ay sonra şahadeti geliyor.

Aradan biraz zaman geçiyor, vali paşa Durak ağa’nın ortanca oğlunu da padişahın askere istediğin söylemiş. Bu duruma Durak ağa bozulmuş ise de pek fazla sesini çıkarmamış. Bir ay sonra onun da şahadeti geliyor.

Durak ağa’nın yalnızca küçük oğlu kalmış ki, ağa onu gözünden esirgiyor, üzerine tiril tiril titriyor.

Bir zaman sonra gene vali paşa davet etmiş Durak ağa’yı. Vali paşa lafa başlamış.

—Padişah efendimizin selamı var, yine Nemçe’ye sefer eyleyecek, küçük oğlunuzu askere istiyor.

Durak ağa fena halde kızmış.

—Vali paşa, sen git o padişahına selam söyle, bundan böyle benim sikime güvenerek sağa, sola harp marp açmasın. Ben tükendim gayri.

SAAT KAÇ?

Otobüsten inen kadın, eşyasını taşıyan kadına sormuş.

—Hamal kardeş saat kaç?

Hamal başını sallayarak cevap vermiş.

—Saat otuz.

Kadının tepesi atmış.

—Behey eşek hamal, hiç saat otuz olur mu?

Hamal hiç istifini bozmadan.

—Behey eşek bacı, hamalda hiç saat olur mu?

SOSYAL ADALET

Aslan, eşek ve tilki ava çıkmışlar. Bir hayli av yakalayıp dönmüşler. Aslan,eşeğe.

—Şunları pay et bakalım, demiş.

Eşek avları üç eşit parçaya bölmüş. Aslan kükreyerek.

—Hani benim aslan payım?

—Ne aslan payı yahu, işte üç eşit parçaya böldük ya, eşit olarak paylaşacağız.

Aslan kızıp bir pençe vurunca eşek ölmüş.

Tilki’ye dönüp.

—Haydi, bakalım sen pay et.

Tilki ellerini ovuşturarak.

-Aman efendim,.siz ormanların kralı, hayvanların padişahı dururken pay etmek de ne demek? Hepsi sizin, buyurun afiyetle yiyin. Diyince, aslan sormuş.

—Sen bu sosyal adaleti ne zaman öğrendin?

Tilki boynunu bükmüş.

—Eşeğin akıbetini gördükten sonra efendim.

ALÇAK

Süleyman Nazif adamın birini hiç sevmezmiş. Bir sohbet sırasında Süleyman Nazif’e yaranmak isteyen biri, o adama ‘ALÇAK’ demiş. Süleyman Nazif,

—Hayır, ona alçak diyemezsin.

—Ama efendim siz geçen gün onun hakkında neler söylediniz.

Diyince, Süleyman Nazif izah etmiş.

Evladım, ‘alçak’ bir yükseklik kavramıdır. Yüksekliği göre bir şey ifade eder. O herif alçak değil, çukurdur çukur.

SÖZ BİLMEK

Ziyafet masasında Şaban Bey’in yanına nefes kesecek kadar güzel bir kadın oturuyor. (Hakikatten de böyle çok güzel ve esrarengiz kadınlar insanın nefesini kesebiliyor. Bunu yaşamış olarak bilirim de.) Adamın gözleri dalıp gidiyor, gözlerini güzel kadından ayıramıyor. Bu arada yemeğini de unutmuş dalıp gitmiş hıyar.

Tabi kadın anasının gözü, işin farkında ve soruyor.

—Niçin yemek yemiyorsunuz, iştihanız mı yok?

Normal konuşan, aklı başında bir erkeğin konuşması şöyle olmalıydı.

—Aman hanımefendi, sizi gören erkek dünyayı da unutur, yemeği de.

Ama hıyar olduğu için Şaban Bey’in cevabı şöyle oluyor.

—Sizi görende iştah mı kalır hanımefendi? Di gel de buna hıyar deme.

ZÜĞÜRTLÜĞÜN SEFASI

Kırk haremiler bir kervanın yolunu kesmişler. Kervanda bir de Bektaşi varmış. Haremiler, Bektaşi’nin parası, pulu olmadığını bildikleri için

—Sen hele şöyle bir kenara çekil. Demişler ve diğer yolcuları soyup soğana çevirmişler. Bu arada Bektaşi de bir ağacın gölgesine uzanıp olanları seyrediyormuş.

Haremiler gittikten sonra soyulanlar fena kızmışlar Bektaşi’ye.

—Yahu ayıp değil mi? Hiç utanmadın mı? Herifler bizi soyarken sen çubuğunu tüttürerek zevkle bizi seyrediyordun.

Bektaşi,

—Hadi oradan be, diye terslemiş.

—Kırk yılda bir züğürtlüğün sefasını sürdük onu da bana çok mu görüyorsunuz? Bana ne sizin halinizden.

EŞEĞİN EŞEKLİĞİ

Eşeğin biri ormanda anırıp duruyormuş. Bütün hayvanlar rahatsız olmasına rağmen bir türlü susmuyormuş

Bütün hayvanlar kızıyorlar.

—Yeter artık, kafamız şişti, ses şu sesini. Demişler ama.

Eşek,

—Size ne? Benim keyfime kim karışır? İster nara, ister çifte atarım.

Diğer hayvanlar eşeğin ne çirkef olduğunu bildikleri için ‘Çirkefe taş atma üstüne sıçrar’ atasözünü bildikleri için seslerini çıkarmamışlar. Biraz sonra ormana aslan gelmiş. Bakmış eşek anırıyor, bir kükreyiş kükremiş ki eşek korkudan sus-pus olmuş. At yavaşça yanına yanaşıp.

—Haydi, şimdi anırsana bakayamı.

Eşek.

—Yok, arkadaş ben her ne kadar eşeksem de, benim eşekliğim burmaya kadar.

EŞEĞİN KAYBOLMASI

Hoca köy imamlığı yaparken, köylünün biri gelip eşeğini kaybettiğini, bulması için kendisine yardım etmesini ister. Hoca de yardım edeceğini söyler.

Hoca, camide cemaate namaz kıldırdıktan sonra cemaate soruyor.

—Ey müminler içinizde ömrü boyunca tek bir yudum da olsa şarap içmeyen, bir nefes tütün çekmemiş, bir el oyun oynamamış, harama hiç uçkur çözmemiş kim varsa ayağa kalksın.

Tabi şartlar o kadar ağır ki kim ayağa kalkabilir? Bu ağırlığın altında kim durabilir? Ama demek ki durabilen birisi varmış ki cemaatten birisi ayağa kalkmış gururla.

—Ben varım.

Bunun üzerine Nasrettin Hoca eşeğini kaybeden adama dönüyor.

—Bana bak hey arkadaş, sen kaybettiğin eşeğini arama, bu adamı al git. Dünyada bundan daha büyük bir eşek bulamazsın.

Hiç yorum yok: