KENDİ ŞİİRLERİM, SEVDİĞİM ŞAİRLERİN SEVDİĞİM ŞİİRLERİ TÜRKÜLERDEN ve ŞARKILARDAN MISRALAR KITALAR
Mİ Kİ?
Yollar, ne de uzun yollar
Gelen giden beni sollar
Sarmadı bir türlü kollar
Eğri mi ki benim belim?
Gidemedim, kaldım burada
Neticede oldum hurda
Kesildi yollarım şurda
Kesik mi ki yolum benim?
Ne dedimse olamadım
Öğrenmedim, bilemedim
Bolca ekmek bulamadım
Fakir mi ki ilim benim?
Takır, takır konuşmadım
Kemse ile anlaşmadım
Konuşmaya yanaşmadım
Kekeme mi dilim benim?
Gidiyorum, duramadım
Bu ne haldir? Soramadım
Haksızlara vuramadım
Kırık mı ki kolum benim?
KIZLARI GÜZELDİ KARAHAMZA’NIN
Bizim akan çayda kızlar aspap yıkardı
Gün doğarken nahır dağa çıkardı
Şina’nın fırtığı durmaz akardı
Kızları güzeldi Karahamza’nın
Çiçekler açardı çayırlarında
Kuzular otlardı bayırlarında
Reyhanlar kokardı yaz aylarında
Yazları güzeldi Karahamza’nın
Tavuklar, cücükler şoşda gezerdi
Birkaç tanesini kamyon ezerdi
Korukçu Mecnun sa candan bezerdi
Güzleri güzeldi Karahamza’nın
Dükkanlarda kavun, karpuz kokardı
Çocuklar hasretle gidip bakardı
Köyün soytarısı bizim Çakar dı
Sazları güzeldi Karahamza’nın
Kış olunca tipi, boran olurdu
Kapıların önü karla dolardı
Ufukta güneşin rengi solardı
Kazları güzeldi Karahamza’nın
Güzel halkı asla küsmez barışır
Küheylanlar birbiriyle yarışır
Kuzuları koyunlara karışır
Kozları güzeldi Karahamza’nın
GÜZEL KÖYÜMÜZ
Güzel köy ben seni sevdim ezelden
Senin için vazgeçerim nice güzelden
Sana ulaşamam, ne gelir elden?
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Sende değil benim anamla babam
Onların toprağı oldular yaban
Şimdi ne ot kaldı ne artık saman
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Sana gönül ile koymuşum hatır
Anamın mezarı Horasan’dadır
Babamın mezarı Ankara’dadır
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Köyde taş duvarlı evler yaptılar
İbadet ettiler Hak’ka taptılar
Şimdi oraları eller kaptılar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Köyümde anamdan doğdum ağladım
Düştüm gurbet ile kara bağladım
Bir zaman sel gibi coştum çağladım
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Uzakta görünen şu karşı dağlır
Köyden ayrılalı gözlerim ağlar
Orda ölenleri bilir mi sağlar?
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Hak seni etmemiş bir şeye muhtaç
İçinde yaşayan kalmadı hiç aç
Bütün o köylerin başlarına taç
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Senin o köylerin Zühre yıldızı
Sende vurdu beni bir peri kızı
İçimden çıkmıyor hele o sızı
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Bahar gelir çiçeklerin açılır
Her bir yana güzel koku saçılır
Biçin gelir tarla-çayır biçilir
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Kelle de tarlalar, önde çayırlar
Bir hanım kız gördüm pancar ayırtlar
Sizleri özledim düzler, bayırlar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
O güzel çayırda çiçek açarsa
Köylüler başında çaylar içerse
Kamyonlar bir hızla şoşdan geçerse
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Kuşlar öter, çaylar çağlayıp akar
Dam penceresinden bir güzel bakar
Ona bakanları kor gibi yakar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Meleşir komlarda koyun kuzular
Çıkmıyor gönlümden eski sızılar
Böyle yazılmıştır alın yazılar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Ne güzeldi köyün yağı, peyniri
Talih bizi attı her şeyden geri
Biraz da gönderse adamın biri
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Ah o dağlar, o dereler, o taşlar
Ah orada kalan dost arkadaşlar
O toprağa insan bin can bağışlar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Güzel kız yüzünde sanki bir “ben” sin
Dıştan harapsan da içten serinsin
Emin ol benim tek isteğim sensin
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Bir camisi vardı, iki değirmen
Otları, suları dertlere derman
Seni anıyorum her zaman, her an
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Çünkü ben o şirin köyde doğmuşum
Açlığı, tokluğu orda görmüşüm
Yaşantı ağımı orda örmüşüm
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Acep oralarda şimdi ne kaldı?
Felek her birini bir derde saldı
Kimisi gurbette, kimisi öldü
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Sende yetişirdi nazenim kızlar
Sularda yüzerdi ördekler kazlar
İçimde anılar her zaman sızlar
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Ne yazık içinde kimse kalmamış
O güzel halkının hepsi gülmemiş
Çünkü bu dünyadan murat almamış
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Derelerin baktım akmış kokuşmuş
Tekin dahi bir köşeye sıkışmış
Hayır, demem “bu hal sana yakışmış”
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Ekinciler bol, bol ekin ektiler
Bahçeler yaptılar, ağaç diktiler
Biliriz ki ne zahmetler çektiler
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Şendin, ne güzeldin, hani o günler?
Hani o bayramlar, o şen düğünler?
Hayalimden geçti yarınlar, dünler
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz
Bu yıl geldim sana, sönmüşsün sanki
Üzüntüm ne kadar oldu o an ki?
Hani o şaşalı yıllar, hani o zaman ki?
Ey güzel köyümüz, güzel köyümüz.
KÖYÜMÜZÜN İNSANLARI, GENÇLERİ
O zamanlar bizim köyün geliri dardı
Ama bir zenginlik, gençleri vardı
Çokça öküzleri, atları vardı
Kenan’ı, Şina’sı, Seddar’ı vardı
Bol, bol ekilen bir ekini vardı
Ensar’ı, Şeno’su, Tekin’i vardı
Bizim köyün bir de Vaço’su vardı
Faro’su, Saco’su, Suco’su vardı
Yukardan çay akar, akarı vardı
Mevlüd’ü, Meğo’su, Çakar’ı vardı
Hem evlisi vardı, bekarı vardı
İlo’su, Niho’,su, Fevzi’si vardı
Köyümüzün büyük “ulu” su vardı
Özo’su, Cafer’i, Gulu’su vardı
Tabi birkaç tane sulusu vardı
Birkaç tane de baş belası vardı
Daha çok gençleri, Burhan’ı vardı
Delikanlı bir de Orhan’ı vardı
Malaganı vardı Baloş’u vardı
Nurettin’i vardı, İloş’u vardı
Çok yaşlı olan bir Efo’su vardı
Cemil’i Celal’ı, Sefo’su vardı
Köyümüzün hem çoğu hem azı vardı
Badağ’ı, Adem’i, Yılmaz’ı vardı
Talebenin divit okkası vardı
Eko’su, Ziko’su, Nakko’su vardı
Lezzetli peyniri ve yağı vardı
Kışları yapılan kayağı vardı
O zaman yaşlı da bir mevki vardı
Köyde yaşamanın çok zevki vardı
Köyümüz o devir fakirdi ama
Esnanın iyiliği sığmazdı dama
Köyümüzün çok az arısı vardı
İngilizce yellov, sarısı vardı
Erkeğin desteği, karısı vardı
Bir sevgi içinde bunlar yaşardı
Köyümüzün kışı, yazları vardı
Siyah-beyaz, yüzen kazları vardı
Nazlı, nazlı güzel kızları vardı
Gezerlerdi salınarak çayırdı
Şimdi bunların kimisi göçtü, kimisi öldü
Kimisi ağladı, kimisi güldü
Kimisi zevk ile sefa sürerken
Kimisi sarardı, gül gibi soldu
Kimsede birazcık vefa kalmadı
Bütün zevkler bitti, sefa kalmadı
Beyinler sulandı, kafa kalmadı
Herkes çekip gitti başka bir yöne
Hiç biri kendini biraz yormuyor
Gidip küçük bir yarmayı sarmyor
Kimse birbirinin halin sormuyor
Herkes bir acayip hale büründü
Hatır, gönül denen mevhumlar bitti
Hepsi kayıp olup, hepsi de gitti
Zaman insanları acayip etti
Herkes bir acayip hale büründü
Hatırladığım o günler mazide kaldı
Saygının yerini hoyratlık aldı
O güzel devirler denize daldı
Çıkmasının artık mümkünü yoktur.
ARKADAŞLARIM
Kahpe dünya kederle bütün ömür dolansa
Burada insan çok olup, arkadaş da bulunsa
Yaşadığım şu diyar şimdi cennet de olsa
Yine yerim dikenli, yanlarım yamyam sanarım
Bütün güller tomurcuk verse sonra açılsa
Toprağı altın olup hep önüme saçılsa
Ora cehennem olsa, bile ordan kaçılsa
Yine oraya gider, buraya dönmek istemem
Altımda bir kadillak, asvalt yolda süzülse
Buradaki insanlar arkam sıra dizilse
Bütün subay, paşalar karşımda da süzülse
Yine arkadaşların sert laflarını isterim.
KIZIM
Seni çok özledim sevgili kızım
İçimimde dinmiyor inleten sızım
Sanki kayıp oldu baharım yazım
Allah seni mesut etsin, gül yavrum
Hasret beni cayır, cayır yakıyor
Gözlerimden sıcak yaşlar akıyor
Gözlerim hep yollarına bakıyor
Allah seni mesut etsin, gül yavrum
Rüyamda soruyom sana “nerdesin?”
Biliyorum pek uzakça yerdesin
Bu kaderin işi, baban neylesin
Allah seni mesut etsin, gül yavrum
Bir gün seni görmek tek idealim
Sen benim çiçeğim, menekşem, gülüm
Bir gün alacaktır beni de ölüm
Allah seni mesut etsin, gül yavrum
Dün gece rüyamdan birden uyandım
Onun etkisiyle kavruldum yandım
Bu hasrete acep nasıl dayandım?
Ben de bilemedim sevgili yavrum
Sevince dönüşsün hep bütün yasın
Günlerin ışısın ve aydınlansın
Tüm kötü günlerin geride kalsın
Ruhuna gün doğsun sevgili yavrum.
Hayatım boyunca hasretle yandım
Ayrılığı içe, içe ben kandım
Yakın gelecekte görürüm sandım
Yıllar geçti göremedim can yavrum
Acep ki bir daha görecek miyim?
O gün neşe ile gülecek miyim?
Yoksa göremeden ölecek miyim?
Kederim bundandır sevgili yavrum.
ONUR 1
Sen baharda açtın mı dudakların gül olur
Artık dünya senindir, kuşlar hep bülbül olur
Sen canların canısın, güzel yüzlü meleğim
Yıllar geçer okursun, o gün de bir gün olur
Ben artık yaşlanmışım, sonbaharım kapıda
Bir gün bayram olacak, o yerde, o yapıda
Sen bir güneş gibisin, doğdun parlayacaksın
Dünya senin deryandır, yüz dur artık o suda
Dedeni hatırlarsın, zaman gelir elbette
O zaman beni düşün artık ilalebette
Sen yaşa bu dünyada, ömrün pek uzun olsun
Ben senin sevgin ile giderim ahirete.
ONUR 2
Sarı bir gül açmış benim bağımda
Allah’ın lütfüdür bana verdiği
Bir güzellik doğmuş bu son çağımda
Bir yaşlanmış dede, onun gördüğü
Canı pek sıcacık, ruhu tertemiz
Bana dünyalardan daha kıymetli
Severiz, okşarız bütün hepimiz
O altın kafalı ve çok hürmetli
Tatlı çocukluğu yaşıyor şimdi
Bir rüyalar aleminin içinde
O gece rüyamda gördüğüm kimdi?
Bilmem hangi günün, ayın kaçında
Kızınca dudağın büküp ağlama
O halinle yüreğimi yakarsın
Dedene pek fazla gönül bağlama
Bir gün kayıplara gider bakarsın
Seni bir gün göremezsen deliyim
Zaman geçmez olur, gün gelmez olur
İsterim ki koşup sana geleyim
Gözlerim arayıp hep seni bulur
Yavrum gül ki yanakların allansın
Aydınlık günlere var yavrucuğum
Gönlün rahat olsun, ağzın ballansın
Allah sana fırsat versin çocuğum.
YAVRUM
Sular durulur mu bahar ayında?
Karlı dağdan gelen seller bellidir
Ok beklemez cengaverin yayında
Vızıldayıp giden oklar delidir
Gönlümü düşünen hasretin yakar
Kafamda bin türlü hayal dolaşır
Ruhumun hüznüne gözlerim bakar
Kalbimde küçücük bir yavru yaşar
Niye sular durulmadı hayatta?
Hep bulanık aktı, her yer toz oldu
Bazen boz bulanık tipiydi hatta
Sandım güneş açıp dünyam yaz oldu
Bir hasretlik var ki içimde benim
Ruhum şehla, şehla hicranla dolu
Kalbim çırpınıyor, acıyor tenim
Boynumu sıkıyor hasretin kolu
Yavru ayrılalı yuvamdan beri
Yanıyorum hasretiyle yavrumun
Bir gün olur mu ki gelseydi geri
Yanacaktır o gün mumu ruhumun.
YANLIZLIK
Yalnız kaldım kulaklarım çınlıyor
Bu halimi bilmem kimler anlıyor
Sesimi odada duvar dinliyor
Ne zor imiş bu yalnızlık Allahım
Çoluk çocuk gitti, ben yalnız kaldım
Masaya oturdum hülyaya daldım
Huzurumu verip ben hüzün aldım
Ne zor imiş bu yalnızlık Allahım
Handan uzaklarda ve Almanya da
Ya ben oraya gitsem, o gelse ya da
Başka kimim kaldı benim dünyada?
Ne zor imiş bu ayrılık Allahım
Evde yalnız saatlerin sesi var
Bu dünyada bu garibin nesi var?
Ne bir güzel günü, ne neşesi var
Ne zor imiş bu yalnızlık Allahım
OLA YOKSA BEN Mİ ÖLDÜM?
Hayalim ki hakikatler
Ola yoksa ben mi öldüm?
Herkes bunu benden saklar
Ola yoksa ben mi öldüm?
Çoğu nedir, azı nedir?
Anlımdaki yazı nedir?
Ömrümdeki kazı nedir?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Dağlar yine bezendi mi?
Kollar yana uzandı mı?
Ruhum günah kazandı mı?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Gökyüzünde yakut mudur?
Üstümdeki kaput mudur?
Yanımdaki tabut mudur?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Bir rüyada yatıyorum
Yavaş, yavaş batıyorum
Rüya, hayal katıyorum
Ola yoksa ben mi öldüm?
Hava birden karardı mı?
Rengim, benzim sarardı mı?
Ölüm bana yaradı mı?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Akan sular çağladı mı?
Kefene ip bağlandı mı?
Bana kimse ağladı mı?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Güneş şu dağlardan aştı
Biliyordum dünya boştu
Gençliğim pek çabuk geçti
Ola yoksa ben mi öldüm?
El kolumu ayırdız mı?
Aç gönlümü doyurduz mu?
Sevdiğime duyurduz mu?
Ola yoksa ben mi öldüm?
Hem ağlamış hem gülmüşüm
Öleceğimi bilmişim
Anlaşıldı ben ölmüşüm
Ola evet ölen benim.
FARO
Kafasına külah giydi, o da onun tacı oldu
Bilir misiniz arkadaşlar bizim Faro neci oldu?
Hayat boyu kumar oynar, çıkmadı hiç kahvelerden
Neticede Hac’a gidip kumarcı bir hacı oldu.
Fahrettin kahvede olmuş bir aza
Asla kulak vermez söze, ikaza
Vaktin geldiğini sezdiği zaman
Oyunu bırakır koşar namaza
Çok defa yutuldu, çok defa yuttu
Çok defalar yanlış kağıtlar attı
Öyle kaptırdı ki gönlü kağıda
Bütün ahbabını dostu unuttu
Biz de oynuyorduk bir zaman kumar
İnsan kazanacak zanneder oynar
Kaybedince kuru masaya bakıp
Ensesine iner güçlü bir şamar
Sucettin’i, Sacettin’i, Ensar’ı
Geçerdik masaya rengimiz sarı
Eğer bir de içki içiyor isek
Geç vakitte kaçırırdık ayarı
O zaman gençliğin baharı vardı
Sıcacık kanımız bizi sarardı
Ne zamanki yaşlar tekamül etti
Şu gönlümün beyaz gülü karardı.
D U A
Ulu Tanrım geçmiş olsun bin dokuz yüz doksan altı
Affet bizim geçen sene yediğimiz bunca haltı
Ulu Tanrım hiç durmasın böyle giden gidişimiz
Kurdelesiz, tuvaletsiz tamam olsun her işimiz
Ulu Tanrım nolur bizi Kerem gibi sakın yakma
Tekin bunu inkar eder, sen onun sözüne bakma
Bacanağım Durbaba’ya “sarhoş Durbaba” demedim
Geçen sene her hangi gün hiçbir haltı ben yemedim
Bazı şeyleri istemeden demişizdir, demişizdir
Geçen sene bazı haltlar yemişizdir, yemişizdir
Çünkü biz de on iki ay uzun boylu yaşamışız
“Bu da suç mu” demeyin ha, rüzgara karşı işemişiz
Ulu Tanrım sen kazandır doksan yedi yarışını
Bu yıl bana nasip eyle yeşil gözlü sarışını
Doksan yedi ahvalini bu yıl gene ben yazayım
Biraz para nasip eyle ecnebi yerler gezeyim
Halbuki bu yıl içinde ben epey boşalıp doldum
Kızıyorsun bana herhal, ben biraz fazlaca oldum
Fakat adi düzenbazlar nice dağlar aşıyorlar
Domuz gibi yiyip, içip, tuluk gibi şişiyorlar
Ulu Tanrım kutlu olsun hükümetin kabinesi
Şaşkın kulun Agop gibi demeyelim “kabu nesi”
Ulu Tanrım zengin etme dünkü cebi delikleri
Gırtlağına düğüm olsun otomobil lastikleri
Ulu Tanrım bu yıl artık tamam olsun ayarımız
Muz yerine beş yüz bine satılmasın hıyarımız
Ulu Tanrım biraz akıl biraz insaf et hediye
Fakir kulun ah etmesin ekmek üzüm diye diye
Kaptan başı fırtınada pusulayı şaşırmasın
Cebekoylar gemisini dalgalardan aşırmasın
Kurulmasın üç günde bir defnelerle süslü taklar
Gümrüklerden geçmez olsun kadillaklar, madillaklar
Sen kaçırma ağzımızın ne tadını ne tuzunu
Bundan sonra iş başında görmeyelim en uzunu
Ulu Tanrım sen düşürme yolumuzu virajlara
Göz yaşından su verdirme kurduğumuz barajlara
Ulu Tanrım kutlu olsun bir dokuz yüz doksan yedi
Bin dokuz yüz doksan beşte bizi vurdun kim ne dedi?
O yıl bizim devrimizi döne, döne sen döndürdün
Üç büyük evi yıkıp, üç büyük ocak söndürdün
Ulu Tanrım bizi doyur bol ekmekle ve de aşla
Bir çok hatalar işledik, sen büyüksün gel bağışla
Ulu Tanrım çocukların ömürleri uzun olsun
Bütün yıllar hayatları zevk ile neşeyle dolsun.
BÜTÜN ÖMRÜM BÖYLE GEÇTİ
Harap oldu bütün işler
Hayalle geçti hep kışlar
Her gün hayat yeni başlar
Bütün ömrüm böyle geçti
Gönlü Pazar eylemedim
Rüya gördüm söylemedim
Ne yaptım ne eylemedim
Bütün ömrüm böyle geçti
Falımı falcılar bildi
Karanlıklar bana güldü
Hayalim, idealim öldü
Bütün ömrüm böyle geçti
Kuşlar gibi uçamadım
Kaderimden kaçamadım
Gönlü yare açamadım
Bütün ömrüm böyle geçti
Bu sırrı ben bilemedim
Hep sızladım gülemedim
Vadem yetip ölemedim
Bütün ömrüm böyle geçti
Hayret ettim şu rüyaya
Niçin geldim bu dünyaya
Herkes atlı ben mi yaya?
Bütün ömrüm böyle geçti
Hayatın ağını kendim örmedim
Yaşantımda bir tatlı gün görmedim
Neden böyle olduğunu bilmedim
Bütün ömrüm böyle geçti
Kaderin kem işlerine direndim
Ömür boyu herkeslere imrendim
Bu dünyaya gelmedim ki ben kendim
Bütün ömrüm böyle geçti
Ü Z Ü M
Bu şanssız ayrılık canıma yetti
Başımdan aşıyor kederim Üzüm
Demek ki yazılmış böyle bir kaza
Bunu da gösterdi kaderim Üzüm
Bağlanmıştım bütün gönlümle sana
Böyle bir acıyı tattırdın bana
Sen öldükten sonra ben yana, yana
Ağlayıp gözyaşı dökerim Üzüm
Seni değişmezdim güneşe, aya
Perişan olmuştum gün saya, saya
Keşke gitmeseydim ben İsparta’ya
Kederim bundandır, çekerim Üzüm
Seni kovalayan köpektir, ittir
Onların sırtları sirkedir, bittir
Bu ihmaldir, belki bana aittir
Yanarım, kederim bundandır Üzüm
Fuat’a söyledim seni görmedi
Ne haldeyim diye dahi sormadı
Baş sağlığı olsun bile vermedi
Sorarım onlara bir gün ben Üzüm
Ergin, mesajıma cevap gelmedi
Ne söyleyeceğini belki bilmedi
Tabi onun hiç kedisi ölmedi
Ateş düşen yeri yakıyor Azam
Ölümde bilgim çok,.gene de kısa
Sen girdin toprağa ben girdim yasa
Haklı, haksız hatırını kırdımsa
Affet günahımı “beşerim” Üzüm
BİZİM ADAMLAR
Söyleyin hemşerim bu nasıl bir iş?
Hem şöför mahli hem elli kuruş
Biraz gülümseme, azcık yan duruş
Çekildi resimi Şaho gadanın
Beyler Kars’ta tutmuş büyük bir oda
Şimdi şoşda gezir burnu havada
Ya hülyaya dalmış, düşünür ya da
Baksana sözleri iri adamın
Kolay mı okumak Kars lisesinde?
Bir mağrurluk var ki onun sesinde
Fakat birileri var ensesinde
Baksana gözleri diri adamın
Sonra beyler Ankara’ya geldiler
İyi, kötü birer iş de buldular
Sormayın pek kabadayı oldular
Baksana şişiyor biri adamın
Ulan nasıl eydi eski Şaholar
Eski Sucettinler, eski Mağolar
Eski Sacettinler, eski Muğolar
Baksana damlıyor kiri adamın
Ne yapsınlar ahbabları dostları
Nasıl olsa kurtardılar postları
Yüzünden pahalı oldu astarı
Baksana oteller yeri adamın
Ya bizim Cengizler, ya Fahrettinler
Ne selam verirler, ne söz dinlerler
Ne bizim Yılmazlar, ne Nurettinler
Demek ki kafası geri adamın
İyisi olur mu hiçbir yaranın?
İçine tükürim böyle paranın
Önüne geçilmez bizim Karanın
Söyletiyor demek varı adamın
Sonbahar mı gelmiş, yüzüm sapsarı
Çok severdim bir zamanlar Ensarı
O da geri tepti, nedir esrarı?
Yokmuş benim gibi yarı adamın
Buldular ben gibi gönlü sakini
Eyki kaybetmedim dostum Tekini
Bazıları kışın giye bikini
Üstü giynik olsa bari adamın
Kulağı kesilmiş ala dananın
Aklı var mı bu hallere yananın?
Suratı tökülsün ala Şenonun
Yanmaktan kızarmış narı adamın
YİNE BEN Kİ BEN
Ben bu hayat defterini her dem açarım
Hasta olsam sağ olsam da yine içerim
Niye bana “içme” diyip bayrak açtınız?
Sonra kızar ben de size bayrak açarım
Gezmek istiyor gönlüm Çin’i, Maçini
İçmek istiyor gönlüm votkayı, cini
Başka türlü çekilmiyor bu dünyanın gamı
Ya şeytanı taşlayacaksın, ya öldüreceksin cini
Şimdi ormanda bulunsan, nedecem sakiyi
Keserim karpuzu, doğrarım peyniri, açarım rakıyı
Hele bir de arkadaşım Tekin olursa yanımda
Sen o zaman seyret nükteyi, zevki, şakayı
Evde oturup ben böyle kuruyorum hayali
Canım da boğazımda, hiç beğenmiyorum bu hali
Başkaca da çarem yok, ayaklarım ağrıyor
Gidip bir yerlerde içmekse pek pahalı
Bu yıl köye gidip de bir tırpan biçemedim
Şansımla yarış yaptım bir türlü geçemedim
Öyle niyetliydim, öyle azimliydim ki
Selim’de Tekin’le bir içki içemedim
Gerçi o pek düşkün değildir dem’e
Ama fırsat vermez haksıza, kem’e
Benim hatırımı hiç kırmaz amma
Tekin bu yıl artık beni bekleme
Hani demişler ki “düştü bahçelere ayaz “
Hani demişler ki “belki gelemem ben bu yaz”
İşte sen de bana hakkını helal et
Belki giyerim bembeyaz
Belki de günümüz, vademiz doldu
İçki içmeyeli bir hayli oldu
Ne yapim doktorlar yasak eyledi
Böyle yapmak ile ey halt söyledi
Demedim mi alma mazlum ahını
İçerim ben içkilerin şahını
Senin tavsiyeni dinleyen kim ki?
Ben seviyim yüzünün güzel mahını
Kollastrol,şeker, kalp, tansiyon
Sanki ben olmuşum yarım porsiyon
Seni dinlemiyor ey doktor hanım
Getir bir büyük rakı, et iki porsiyon
Sendeki bu niyet ne biçim niyet?
Bir de verdin bana acı bir diyet
Sanma ki tutacağım senin sözünü
Sana göre yazayım ben bir vasiyet
Tutmam ben sözünü, haşadan haşa
Şuradan öteki yol Kasımpaşa
Sanma talaşıma benim bu dünya
Lütfen su katmayın pişmiş aşıma
Ola Tekin haydi çayırı biçek
Ola getir şu rakıyı doyunca içek
Doktorun görerek ödü patlasın
Kuyudan bir kova ben için su çek
Hani bana dedin ya “içmesen gada”
Bak içiyorum işte gör, avonya da
Seni dinler mi ki bu bezgin adam?
Ya bir büyük rakı, cin olur ya da
BİZİM KÖYÜN HALİ
Bizim yemeklerin başı haşıldır
Çorbaların çorbası bozaşıdır
En cilalı taşsa gırca taşıdır
Vurunca kafayı yarar mübarek
Bizim harmanlarda gırca doludur
Gırcanın menba-ı gavluk yoludur
Gavluk bizim köyün diğer koludur
Koşunca insanı yorar mübarek
Yaylamızda çok olurdu sinekler
Sonunda onu da yedi inekler
Koşu atlarından çoktu binekler
Sürünce yolları sarar mübarek
Değirmenler köyde iki adetti
İkisi de sanki bir saadetti
Onların bokunu da köylümüz yedi
Yedikçe pek tatlı tadar mübarek
KARAHAMZA’NIN GENÇLERİ
Gırca taşı bizim köyün taşıydı
Bozaş en birinci gelen aşıydı
En keskin it Ensar’ın karabaşıydı
Bazen kör olurdu bazen şaşıydı
Meğo’nun yağızı pek küheylandı
Şaho’nun sevdiği ona huylandı
Berber Celal bir afetle haylandı
O gitti de kalanları pek yandı
Lelle’nin Şeno’su pek cafcaflıydı
Gıyas’ın Seddar’ı çift bıçaklıydı
Güneş’in Fezi’si ağzı boğluydu
Temel’in Mehmet’i sanki tokluydu
Faro sanki değirmenin taşıydı
Şikayet ettiği kendi başıydı
Sevip okşadığı alabaşıydı
Ayakları siyah, siyah kaşlışdı
Tuğay tepmeleri çalar satardı
Çoğu zaman holliğinde yatardı
Sattığı şeylere toprak katardı
Çok kar eder daha sonra batardı
Mışkır Sefo’nun da kafası keldi
Ülker ise köyde biraz güzeldi
Bizim ala Şeno okuldan geldi
İsiko’nun yanık sesi arşı delerdi
KAHİRLİYİM
Kahirliyim gene bu gün neler geçmiyor içten
Yaşadığım yıllarda ne geçmedi ki baştan
Korkmadım o günlerde yağmurdan, kardan, kıştan
Hepsi bir mazi olup silindiler bir baştan
Bunun delili basit, dün aramızdan biri
Yatıyordu yatakta, sapasağlam dipdiri
Şimdi ise o artık o dünyada bir peri
Artık gitti faniden, bir daha gelmez geri
Bütün emekler böyle hepsi boşa çıkıyor
“Yeter artık bu dünya” diyip ondan bıkıyor
Kendi gidiyor amma kalanları yakıyor
Sanki dönecek diye gözler yola bakıyor
Halbuki nerde artık, dönmesi mümkün değil
Bu dünyada iyilik yap ahirette pek sevil
İşte o gün gelince tutuluyor şeyda dil
O zaman bu dünyanın nasıl olduğunu bil
NE GÜZELDİ KARAHAMZA
Bizim köyün çayırları
Ne hoştur ki bayırları
Kızlarının “hayır” ları
Ne güzeldi Karahamza
Tekin’i var Şina’sı var
Babası var, anası var
Pıçı gibi danası var
Ne güzeldi Karahamza
Değirmenin olukları
Şişen büyük culukları
Kara, kara tulukları
Ne güzeldi Karahamza
Köyümüzün destanları
Kızlarının mestanları
Ya Lazların bostanları
Ne güzeldi Karahamza
Ormanı vardı aldılar
Yaylasını da çaldılar
Şimdi yaylasız kaldılar
Ne güzeldi Karahamza
Kırlarında çiçek açar
Bin bir türlü koku saçar
Atları pek yaman kaçar
Ne güzeldi Karahamza
Her evde büyük bir sini
Müslüman dır, tamdır dini
Sacettin’i, Sucettin’i
Ne güzeldi Karahamza
Yemliklerle kımıları
Mezarlık ve camileri
Boyunduruk Samileri
Ne güzeldi Karahamza
Şoşda gezen okullular
Tenhalara sokulurlar
Kızları orda bulurlar
Ne güzeldi Karahamza
Köyümüz işte böyleydi
Hasretlik bizi söyletti
Özlemek perişan etti
Ne güzeldi Karahamza
İÇİM YANİR
İçimde bir ateş yanir
Günden güne alevlenir
Hasretin kalbimi delir
Gel etme sevgilim etme
Bu koru ben söndüremem
Sönmüş küle döndüremem
Halim yare bildiremem
Gel etme sevgilim etme
Alevlendir yanar dağım
Çabuk geçti gençlik çağım
Yürekte eridi yağım
Gel etme sevgilim etme
Bu ateşten ne umulmaz?
Söndürecek su bulunmaz
Böyle rahat da ölünmez
Gel etme sevgilim etme
SEN YOKSUN ORADA BOYNUM BÜKÜKTÜR
Gelip acı ney’i çaldırmaz mıyım?
Bardağı rakıyla doldurmaz mıyım?
İçip sağa sola saldırmaz mıyım?
O köyü ayağa kaldırmaz mıyım?
Sen yoksun orada boynum büküktür
Otururum sefilce mezarının başına
Sen bakma gözlerimin kanlı yaşına
Ben de geldim artık ölüm yaşına
Ne yazdırdın acep mezar taşına?
Sen yoksun orada boynum büküktür
Bir elimde kadeh, dilimde de şiir
Hem söyler hem içer ağlarım
Şiirleri söyler coşar çağlarım
Yıkıldı benim en yüksek dağlarım
Sen yoksun orada boynum büküktür
Harap ve perişan bir halde oldum
Nazik güller gibi sararıp soldum
Ben de zaten şimdi belamı buldum
Sanki ben de ölüp yanına geldim
Sen yoksun orada boynum büküktür
GEÇEN GÜNLER
Beynimin matkabı olayları delemiyor
Geçip giden şu günler artık geri gelemiyor
Bahtım öyle kararda ki ne yapsam gülemiyor
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
O gençlik yılları öyle hızlı geçip gitti ki
Anlayamadım nasıl oldu, o günler nasıl bitti ki?
Yaşlılık boyunduruk vurup öyle kündeden attı ki
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Ruhumda bir karanlık perde açıldı bu yıl
Öyle bıkkınım ki, uyuyorum sanki, bari sen ayıl
Bu hayat bu hallere oldu mu böyle mayıl?
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Geriye bakınca eski günleri hüzünle anarım
Her andıkça ah eder ciğerimden yanarım
Kendimi kandırmaya çalışır, sonra kanarım
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Ah o yıllar, ah o insanlar şimdi nerede?
Gezerdik çayırlarda ve yıkanırdı derede
Şimdi geçti o yıllar, bizler kaldık burada
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Baktıkça geriye hüzün kaplar içimi
Kalmadı endamımın o güzel bak biçimi
Karlar kapladı ki bembeyaz etti saçımı
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Gülmeyi unuttum, hüzünle arkadaşım
Bilmem ki daha neler görecek şu garip başım
Altmışı aştı, uzayıp gidiyor doluyor artık yaşım
Geçip giden o günler artık geri gelemiyor
Sular o zamanlar duru akardı
İnsanlar birbirine şefkatle bakardı
Gençlik heybetlenir dağlar yokardı
Geçen o günler artık geri gelemiyor
Düşündükçe özlüyorum geçen o eski yılları
Ağaçları, yaprakları, her tarafa saçılmış dalları
Harmanları, kotanları, çayırları, tarlaları, kolları
Geçen o günler artık geri gelemiyor
Gülen gülsün, ben ağlarım giden o gençliğe
Artık veda ettim kuvvetime, kudretime ve dinçliğime
Kani oldum, inandım ve ağladım şu hiçliğime
Geçen o günler artık geri gelemiyor
AH BU SESLER BU SESLER
Sular, kuşlar, bu sesler
Cennetten köşe her yer
Ah bu sesler bu sesler
Şu gönlüm hasret besler
Tatlı, tatlı gülüşler
Arayıp da buluşlar
Fenaya döndü işler
Ah bu sesler bu sesler
Kulaklarım hep seste
Çek küreği aheste
Nerden çıktı bu beste?
Ah bu sesler bu sesler
Günlerim azalıyor
Defterim yazılıyor
Mezarım kazılıyor
Ah bu sesler bu sesler
Karardıkça karardım
Hep ben seni aradım
Yaprak gibi sarardım
Ah bu sesler bu sesler
ŞU AĞIRLIK ÜSTÜMDEN KALKIVERSE NE OLUR
Kuş gibi hafiflesem, uçsam gitsem göklere
Rüzgar gibi essem de siniversen büklere
Bir kurt olsam karlarda bürünsem ben kürklere
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur
Kelebek pek hafiftir ama ömrü az olur
Cırcır böceklerinin çaldıkları saz olur
Bir gün bu kışlar biter bakarsın ki yaz olur
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur
Bülbüller bahçelerde yanık, yanık ötseler
Çiçekler onlar için nazlı, nazlı tütseler
Kardelenler olmadık kayalarda bitseler
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur
Kuzular koyunlara koşarlar meleyerek
Kızlar ekmek yaparlar unları eleyerek
Yaşlılar da yürürler şöyle sendeleyerek
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur
Şırıl, şırıl akan şu sularda balık olsam
Ya hiçbir şey bilmesem veyahut alık olsam
Bütün güzel kızlara gidip babalık olsam
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur
Açsa çiçekler açsa, mezarımın üstünde
Ne çıktı, ne anladın sanki bana kütsünde?
Bir güneş doğsa keşki şu güzelin üstünde
Şu ağırlık üstümden kalkıverse ne olur.
UNUTMAM
Yazacaksan yaz artık gönlüme şu yazıyı
Nasıl dersin ki bana “unut artık maziyi?”
O mazi benim mazim, hayatım içindedir
Sen bilmezsin içimde derinleşen sızıyı
Sular akardı durgun, yüzü sanki berrak cam
Balık tutardı suda oltalarıyla amcam
Saatlerce beklerdi balığın gelmesini
Bir vuruşta iğnenin ağzını delmesini
Çayırların içinden giderdik büyük çaya
Sular yükseliyordu ayaklardan paçaya
Bazen gömleğimi ben koluma doluyordum
Balıkları tutunca çok mutlu oluyordum.
ŞU DOĞUDAN BİR YEL ESTİ
Şu doğudan bir yel esti
Yine kırdı dallarımı
Felek bileğimi büktü
Çok acıttı kollarımı
Saç sakalım beyazlaştı
Benim de feleğim şaştı
Darıldın mı bana dostum?
Ne ayırdın yollarını?
Bu dünyada beni yaktın
Yaşamaktan bile bıktım
Nefret zirvesine çıktım
Sen bilmedin hallerimi
Eğildim doğrulamadım
Aradım da bulamadım
Ne söyledim bilemedim
Doğrultamam bellerimi
Hayallerim boşa çıktı
Nehrim Ummanlara aktı
Güneş beni fena yaktı
Boş bıraktın ellerimi
NEYDİ O YILLIR
Neydi gülüm ah o yıllar?
Hep açıktı bize yollar
İstediğim her gün, her an
Sarıyordu beni kollar
Yıllar geçti devrim döndü
Yanan hayallerim söndü
Çok hızlı hareket eden enerjim
Bu gün artık tükendi ve dindi
Hayıflanıyorm geçen günlere
Gitmek istiyorum ben yine o anlara
Hep bakıyorum geriye dönüp
Geçip gitmiş olan güzel dünlere
Hayallerim vardı gerçek olmadı
O hasret ruhuma girip dolmadı
Neler oldu, hayatımda ne geçti?
Bunu ben de dahil kimse bilmedi
Uzun yıllar geçmiş anlayamadım
Hayatın ritmini dinleyemedim
Bir hayat meyvesi vardı önümde
Ne yazık meyveyi ben yiyemedim
YANLIZLIĞIMI AL
Yalnız yatıyorum, hayalimdir arkadaş
Yatakta iki yastık, içindeyse tek bir baş
Bunu böyle yaparak beni yalnız bırakan
Yılların büyüttüğü ilerleyen hain yaş
Yatağım ısınmıyor soğuk kış gecesinde
Bu hal bu yaşlıların elbet var nicesinde
Sanki yükseğe çıkmış oradan bakıyorum
Yalınız yatıyorum dağların yücesinde
Yalnızlık sana mahsus, diyorlar ki Rabbim yar
Şu yalnızlık yarasını himmet eyle de bir sor
Sana yalnız dense de sen yalnız değilsin ki
Sayılmayacak kadar güzel meleklerin var
Yüce, yüce dağlardan dolu, dolu kar versen
Şu dünya mallarından biraz fazla kar versen
Şöyle mavi bakışlı sarışın bir dilberi
Halime acıyıp da tutup bana yar versen
Çölden vadiye düşüp susuzluğum gidersem
Yatağımda güzel bir dilber ile yatarsam
Artık ölüm olsa da insanın hayatında
Ne tasa edilir Rabbim, artık ne de gam.
TEKİN’E SESLENİŞ
Doluya doldururum almaz
Boşa doldururum dolmaz
Sen İzmir’e tedaviye gidersin
Ankara’da benim haberim olmaz
Kim haber verecek ki? Önemseyen ki?
Sen istersen kendini yırt, benimseyen kim?
İstediğin kadar sen arzula yakınlarını
Şöyle bir baksana! Seni isteyen kim?
Küsme hiç kimseye, asla darılma
Kuru yaprak gibi yere sarılma
Boşa gider emeklerin arkadaş
Terleyip de koşa, koşa yorulma
SEN BENİM GÖZÜMDÜN
Sen benim gözümdün gözüm ağıydın
Gönlümün sultanı kalbim yağıydın
Büyük yanardağım, Venüs dağıydın
Neden söndün? Küllerin de soğumuş
Her tarafa koku saçan bir güldün
Gül dalında şakıyan şen bülbüldün
Yıllar geçti şimdi böyle mi oldun?
Soldun ey güzelim, ne çabuk soldun
Bu yollar ben ne desem yeridir
Karanlıklar ışıklardan beridir
Bir kızgın güneş ki karı eritir
Nasıl kavi idin, nasıl eridin?
Bu dünyanın kaidesi böyledir
Kader insanları böyle söyletir
Güzelce yaşamak bilmem neyledir
Hızlı yaşayıp da soldun güzelim
FARKINA VARAMADIK
İndik “yüz” ün “on” una artık
Geçilmez kaderin önüne artık
Geldik ömrümüzün sonuna artık
Geldi geçti ömür farkına varamadık
O kadar yıl geçti anlayamadık
Bir tatlı laf, bir güzel söz dinleyemedik
En sonunda bizi bekliyor hiçlik
Geldi geçti ömür farkına varamadık
Konan uçtu, gelen göçtü bu yerden
Hepsi sürgün oldu sanki diyardan
Bozuldu hayatlar düştü ayardan
Geldi geçti ömür farkına varamadık
Lale kimin, bülbül kimin, gül kimin?
Yeşil kimin, mavi kimin, al kimin?
Şu güzelin başındaki şal kimin?
Geldi geçti ömür farkına varamadık
Yaş ilerledikçe gönül yoruldu
Fakat gene bir güzele vuruldu
Kimden öğrenildi, kime soruldu
Geldi geçti ömür farkına varamadık.
Ş E H İ R
Dişleri kuvvetli sarhoş geceler
Geceler, geceler, beyni sulanmış
Fikirde zehirle zifir geceler
Geceler zavallı , kana bulanmış
Gürültü, gürültü, şehir bu mudur?
Biraz sis ve zillet, zan pençe, pençe
Sevgi mi, saygı mı, bir korku mudur?
İrisleri oyan zalim geceler
Şehir kâbus dolu, kaybolan mahzen
Şehir damdan fanus, kurak akvaryum
Bazen neşe dolu, ıstırap bazen
Bu akan güruhta bir ben mi yokum?
Afişler, afişler, renk, renk tezatlar
Adını koymalı, koymalı bunun
Kadın mı bu mahluk? Haraç-mezatlar
Ya sincap yahut da kafeste maymun
Kendir asılı kafatasında
Bir medeni levha, gönül apacı
Çıngırak sesleri haz tavasında
Şifa niyetine çekiyor sancı
Saatte zemberek altın oymalı
Bu sokak başında dilenen de kim?
Sevgiler hep masal, çehre riyalı
Niçin bu caddede yalnızım, tekim?
Gelip geçenlere durup soran yok
Nedir bu izdiham, bu telaşınız?
Asırlar karamsar, saniyeler şok
Niçin ağrı çeker hala başınız?
Yaldızlı, kokartlı, sırmalı, simli
Gözlükler aynalı, son çerçeveler
Bir hayalet gezer “moda” isimli
Şarkılar beyinde neler geveler?
Kıvrılan caddeler düz olun artık
Siz ey apartmanlar bize yaklaşın
Gözlerimiz mahmur, dilimiz sarkık
Yeter ey uykular siz berraklaşın
DİNLEYİN DOSTLAR
Zamanın tavanı delindi birden
Sanki daha dünmüş, doğmuşum bebek
Mağrur değil başım, uzak kibirden
Hala mini, mini zarif kelebek
Ne zaman geçip de aynaya baksam
Kırlaşmış saçıma takılır gözüm
Kalbim on beşinde ona bakarsan
Belki de daha genç kalbimden özüm
Boşa geçirmedim geçen yılları
Hiç pişman değilim sevdiklerime
Ter mi döndü acep zaman duvarı?
Bir kötü doğayı benim yerime
Ne kine eğildim, ne hainliğe
Nezaket, fazilet ölçü biline
Ne şöhrete yandım, ne zenginliğe
Elimi uzattım dostça gülene
Sevgiyi taç yaptım ufuk’u hedef
Dünya bir deneme yeridir fani
Ördüm güzelliği ben gergef, gergef
Ayıplar fecaat, çirkinlik cani
Süzüldüm, süzüldüm, bir mum alevi
Kapanıp secdeye şükür eyledim
Kaldırdım fırlattım birden gövdemi
Kendi öz nefsimde hazmedip yedim
Yazdım şiirini güzelliklerin
Cennet bahçesinde renkarenk çiçek
Ruhumu saran şu ilahi derin
Muamma gölünde hakiki ölçek
AYNALAR
Kaldırın aynaları, seyretmeyin boşuna
Geçen yıllarınızı kuru bir iskelete
Yaşanan bu hayatta eğer varsa bir mana
Sıfırdan sonsuza dek her şey iyi niyette
Akıyor perde, perde zaman titreşimleri
Aranıyor hakikat çok zaman kemiyette
Bu yol öyle ince ki, ufuk merdivenleri
Sadece bir çehre var karanlık silüette
Bazen bir garip duygu aralıyor çemberi
Her şey yerli yerinde, kainat afiyette
Bir huzur pınarında çarpıyor yürekleri
Vicdan, zevk, aşk, hepside istenen safiyette
Öyle bir intizam ki, kurtla kuzu yan yana
Kötülükler, azaplar sanki muafiyette
İçiliyor bir hayat iksiri kana, kana
Her şey samimiyette, her şey samimiyette
Ufuklar senin olsun ey faniler dünyası
Ne varsa aşka dair gönderin fazilette
Kahrolsun sahte çehre ve çehrenin aynası
Aşkım ebediyette, aşkım ebediyette
KAFİLE
Yollar mı dolaşık, zaman mı kısa?
Gece niçin mağrur böyle kim bilir?
Gönüllerde käbus pusu kurmasa
Beyinlerde azap çekme fikir
Ay ışığı dilsiz, karanlık sağır
Göz niçin perdeli, kalp niçin kırık?
Bir yük omuzlarda ağır mı ağır
Niçin dinmez sağnak, sağnak göz yaşı?
Geceler upuzun, şafakta bir naz
Daracık, daracık yollarda çile
Ruhu aşkla doldur ey mukaddes haz
Gönüller fatihi aziz kafile.
PASLANMIŞIM
Anlamadım, bilemedim bu bir şaka mı?
Kahpe şansım artık bırak yakamı
Bu dünyadan Ulu Tanrım kes nafakamı
Yaşlanmışım, paslanmışım duvar dibinde
Talihim her zaman tersten dönüyor
Gökteki yıldızım, ay’ın sönüyor
Kalbimde büyük bir ateş yanıyor
Yaşlanmışım, paslanmışım duvar dibinde
Yalnızım bir büyük kalabalıkta
Kalmışım dünyada ben aralıkta
Aynada şu yüze iyice bak ta
Yaşlanmışım, paslanmışım duvar dibinde
Gözlerim yaşımı bana söylüyor
Vücudum onlarla kader eyliyor
Kafamın içinde beynim neyliyor?
Yaşlanmışım, paslanmışım duvar dibinde
SEVGİLİM GÖZLERİNDE
Sevgilim gözlerinde bu gün bir mahmurluk var
Neden böyle bakıyor gözlerin mahmur, mahmur?
Yoksa bana darılıp isyan mı ediyorsun?
Öyleyse kollarını sıkıca boynuma sar
Bir hayaldir karşımda, mahmurca duruyorsun
Gönünün ışığıyla beynime vuruyorsun
Bana kızdığın halde bir şey söylemiyorsun
Aslında sen içinden taşıp kuduruyorsun
Yapma ne olur canım, bana kızma sevgilim
Senden başka var mı ki benim bir başka gülüm?
Sen nereye gidersen ben oraya gelirim
Ancak ayırabilir ikimizi bir ölüm
Saçlarını ne kadar muntazam taramışsın
Sen de belki ben gibi kendini aramışsın
“Kime yaradım” diye düşünüp durma sakın
Sen kimselere değil yalnız bana yaradın
UYUR MIŞIL,MIŞIL BİZİM KÖYÜMÜZ
Kuşlar, yuvanıza sessiz çekilin
Dalgalar yavaştan yatın bükülün
Başını yaslamış göksüne gülün
Uyur mışıl, mışıl bizim köyümüz
Bülbüller mest olmuş koynunda gülün
Güzel kızlar siz de oynaşın gülün
Yıldızlar, göklerden suya dökülün
Yansın ışıl, ışıl bizim köyümüz
Rüzgarlar koşuşun yanıma gelin
Yüzümü okşayın, gözümü silin
Konuşur her akşam konuşur dilin
Söyler hışıl, hışıl bizim köyümüz
İŞTE OYUM
Söyle sevgili dostum, söyle nideyim?
Başka bir dünya yok nerye gideyim?
Gücüm de kalmadı ben biçareyim
Ne bir ilacım var ne de çareyim
Akan boz bulanık ben bir dereyim
Sevdiğim diyara nasıl varayım?
Şansı olmayan bir bahtı karayım
O sevgili dostu nerde arayım?
Yarim gurbet ilde nasıl sarayım?
Sineye çökmüş bir ummaz yarayım
Altın taraklarla saçın tarayım
Pejmurda, pejmurda ve mudarayım
Kendini kaybetmiş bir Durbaba’yım
TALAN OLDU
Talan oldu, talan oldu
Yaşadığım yalan oldu
Benden başka kalan oldu
Saçlarını yolan oldu
Bu sırları bilen oldu
Yaşantıma gülen oldu
Belki bir unuttuk amma
Bir çok eş, dost ölen oldu
Hasret ile beklerken biz
Memleketten gelen oldu
Hicran ile ağlar iken
Gözyaşlarım silen oldu
Issız bu dünyamız derken
Her cepheden dolan oldu
Pembe yanakların çoğu
Renk vererek solan oldu
Ve biz böyle konuşurken
Ummanlara dalan oldu
SABAH OLDU NERDESİN?
Gece bitti, güneş doğdu nerdesin?
Yolun uzun, halin yaman, uzak yerdesin
Gel yanıma boş ver, kim ne derse desin
Söyle canım sabah oldu sen nerdesin?
Akşam oldu yine karanlık bastı
Güneş tepelerden süzülüp aştı
Artık şu sabrım da kabarıp taştı
Söyle canım sabah oldu sen nedesin?
Sabahı beklemek o kadar zor ki
Bülbül bana bakıp şöyle diyor ki
Bekleme yolunu, o gelmiyor ki
Söyle canım sabah oldu sen nerdesin?
SOYUYORLAR
Bir soğan soyuyorlar
Yaşarıyor gözler
Bir hazine soyuyorlar
Aldırmıyor öküzler
Bir kadın soyuyorlar
İniyor hep etekler
Bir banka soyuyorlar
Önemsemiyor köpekler
Bir hıyar soyuyorlar
Sulanıyor dayılar
Bir kurum soyuyorlar
Görmüyor ki ayılar
Bir çok muz soyuyorlar
Yiyorlar arsızlar
Memleketi soyuyorlar
Seviniyor hırsızlar.
G Ö N Ü L
Yıllarca bekledin, inledin gönül
Murada ermedin cihan bağında
Geçmedi bir turna, ötmedi bülbül
Ömrümüz karardı hazan bağında
Kavallar öterken taa uzaklardan
Kervanlar geçerken şu ırmaklardan
Ahenkler çıkarken çıngıraklardan
Dinledin alemi figan bağında
Çekilmiş bu yerden saba rüzgarı
Kurumuş şu yeşil dere kenarı
Dökülmüş çiçekler hep sarı, sarı
Ne zehirler ezmiş zaman bağında
Sevmeden öpmeden çektik azabı
Hep göz yaşlarıyla gördük hesabı
Ne sabahı duyduk, ne mah-ı—tabı
Garibiz ezelden viran bağında
Gözümüz karardı bu güz bağında
Ruhumuz kavruldu yürek yağında
Çekildi kenara Keşiş dağında
Ne zehirler içtik yılan bağında
Yıkıldık, yakıldık, ateşler aldık
Dumanlar içinde kaldık bunaldık
Anladık nihayet fakat geç kaldık
Vefasız çoğalmış vatan bağında
Ne Hızır denilen hayal misafir
Ne talih denilen o dinsiz käfir
Yetişip gelmedi bize Allah bir
Bağırdık, çağırdık aman bağında
Yel değirmeninde harmanı kurduk
Biçilmiş ne varsa alıp savurduk
Sonunda, ey gönül yorulduk durduk
Topladık hasadı ziyan bağında
DURUM ve MAZİ
Defterimden okurken geçmiş eski yazıyı
Hüzünle hatırlarım ben o uzak maziyi
Kalbimden sanki bir şey, bir şeyler sökülüyor
Gizlice gözlerimden sıcak yaş dökülüyor
Benim şu üzüntümü, derdimi kimler bilsin?
Gözlerimin yaşını hangi el, nasıl silsin?
Her gün ciğerlerimi, kalbimi ben dağlarım
Köşelerde gizlice hüngür, hüngür ağlarım
Bu hayatı sevmedim, sevmiyorum da şimdi
Sırtıma gök yüzünden demir bir tekme indi
Öküzüm yok, çiftim yok, tohum ekemiyorum
Bu hayatın yükünü artık çekemiyorum
Su kesildi kuruttu benim hamamlarımı
Rüzgar esti savurdu benim samanlarımı
Gözlerimin üstünden şu hüznümü kaş aldı
Yazık oldu köyüme, içi bütün boşaldı
Şu gönlümü kavuran ateşi yakmasaydım
Keşki şu köyümüzde kalsaydım, çıkmasaydım
İçimde bir alev var, volkan gibi yanıyor
Kalbimde bir yara var, için, için kanıyor
Bahar gitti, yaz gitti, artık sonbahar geldi
Onun için güllerim, menekşelerim soldu
Açılan yollarımı kar ve tipi kesiyor
Dünyam çok soğuk oldu, rüzgar pek sert esiyor
Sonbahar geldi artık dökülüp soluyorum
Dünyam sıkıyor beni, ben sanki ölüyorum
Gönlümün çırasını her gece yakıyorum
Gözlerim uzaklarda, hep ufka bakıyorum
Görüyorum, ufukta karanlığın izi var
Anlımda “kader” denen silinmez bir yazı var
O yazı ki gösterdi yolumu ve yönümü
Bu kader kesti benim arkamı ve önümü
Bazı hadiselerden, belalardan sıyrıldım
Hayat denen mevhumdan emekliye ayrıldım
KIT’ALARLA BENİM HALİM
Bu akşam hangi akşam? Yine güneş karardı
Yıldızlar görünmüyor, yollar yine perişan
Peki bu nasıl bir iş, rengim neden sarardı?
Yok mu bu engelleri, bu yolları bir aşan?
Kızmana gerek yok yalnızsın işte
Gündüzler geçmiyor, geceler uzun
Pek çaresiz kalmışsın yazık bu işte
Ne sesin çıkıyor, ne çalar sazın
Ne bir amacın kaldı, ne de umudun
Hiçbir şey zevk vermiyor, hayatın durmuş
Yazık, yıllar boyu ayık uyudun
Demek bu günlere gelmek de varmış
Ben şeker severdim bana ne oldu?
Neden artık yakışmıyor elbisem?
Bütün saç-sakalım beyazla doldu
Daha neler olur, bir bilebilsem?
Geceler çok uzun, uykum gelmiyor
Kısa uykularım käbusla dolu ^
Boşalan olmuyor, dolan olmuyor
Nedir bu hayatın en kısa yolu?
Bahar gene gül yüzünü gösterdi
Ama ben içimde kış yaşıyorum
Güneş doğdu, gece bak sona erdi
Fakat ben yine karanlığa koşuyorum
Gözlerim kanlanmış, uykusuz kalmış
Vücudum içinde kalp parçalanmış
Dışarım donuyor, içerim yanmış
Hayatım bir yumak gibi dolanmış
Filmlere tahammülüm kalmadı
Öyle çaresizim, perişanım ki
Dünya bana yaramadı, olmadı
Yanan alevlenen bir ateşim ki
Viran şehir değil burası “Mut” tur
Hayallerse insan için umuttur
Bütün idealler umutla yaşar
Zorlukları, engelleri onla aşar
Ömrüm baharını çoktan bitirdim
Sevinci, muhabbeti attım bitirdim
Käbuslarla dolu bir devreye girdim
Hayattan ne bekliyorum, neyi buldum
Kış geldi, bahara selamlar olsun
Gönlümün içine bir sevinç dolsun
Peki ömrüm peki, gel öyle olsun
Bulsun bu garip gönlüm aşkını bulsun
Geceler burada acayip sessiz
Hareketler ise çok beceriksiz
Kimsiniz hemşerim, kimsiniz siz?
Karanlığın içinden geçen melekler misiniz?
Dağlardan akan suyu gece dinlediniz mi?
O dağlara tırmanıp dağları aşan siz mi?
Şu tükenmez geceler göl mü yoksa deniz mi?
Acaba siz benim söylediklerimi anladınız mı?
Hasret cayır, cayır beni yakarken
Hayalimde ela gözler gülüyor
Geri dönüp hayalime bakarken
Hayalim de, umudum da sönüyor
Yalnızlıkla sohbet edemiyorum
Çünkü şu karanlık boğuyor beni
Terk edip şu yeri gidemiyorum
Arasam ne mümkün, bulamam seni
Kuşlar öter sesi dokunur bana
Sanki çoban yanık kaval çalıyor
Etrafım karanlık, dönsem ne yana
Ruhumu hicranla elem alıyor
İçimden tiz sesle haykırmak gelir
Ne zaman ruhumda fırtına kopsa
O anın şiddeti aklımda kalır
Sarsılan ruhumun depremi olsa
Fidanın ardından ağlamak neye yarar?
Gül bahçemin haline bakıp, bakıp ağlasam
Kimler neyi kaybetmiş, kimler neleri arar?
Bir sel gibi yıkarak etrafımı, çağlasam